Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Hicretin 8. Yılı Hz.Zeyneb’in Vefatı

3 sene önce
583 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

Hicretin 8. Yılı
Hz.Zeyneb’in Vefati
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hicret’in 8. senesine kızı Hz. Zeyneb’in vefatı hadisesiyle girdi.
Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimizin Hz. Hatice’yle evliliğinin
kızlardan ilk meyvesiydi. Garibtir ki, Peygamberimizin İbrahim hâriç,
diğer erkek çocukları İslâm’dan evvel ve henüz küçükken vefat ettikleri
hâlde, kızları muhterem babalarının risâlet devresine yetişmişlerdir.
Yine, Hz. Fâtıma hâriç onlar da Resûl-i Ekrem hayattayken vefat etmişlerdir.
Hz. Fâtıma ise, Resûl-i Kibriya’nın beka âlemine irtihalinin
teessürüyle ancak altı ay yaşayabilmişti.
Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimiz henüz 30 yaşlarında iken
dünyaya gelmişti.678 Annesi Hz. Hatice’yle birlikte îman etmişti. Peygamber
Efendimize risâlet 40 yaşında verildiğine göre, Hz. Zeyneb,
Müslüman olduğunda henüz 10 yaşlarında bulunuyordu demektir.
Hz. Zeyneb’in kocası Ebû’l-Âs b. Rebi, Hz. Hatice’nin kız kardeşi
Hâle’nin oğlu idi. Zâten evlilikleri de Hz. Hatice’nin arzusu üzerine olmuştu.
Ebû’l-Âs, henüz bu evlilik sırasında Müslüman olmamıştı. Buna
rağmen Resûl-i Ekrem, Hz. Zeyneb’in onunla evlenmesine muhalefet etmedi.
Çünkü, henüz o sıra Cenâb-ı Hakk tarafından bu tarz bir evliliği yasaklayıcı hüküm gelmemişti. Hz. Resûl-i Ekrem, Medine’ye hicret ettiği hâlde, kocasının müsaade
etmeyişi sebebiyle değerli kerîmesi Hz. Zeyneb, Mekke’de kalmak
zorunda bırakılmıştı. Ancak, rahmet-i İlâhî, Ebû’1-Âs’ı Bedir Muharebesinde
Müslümanların eline esir düşmekle Hz. Zeyneb’in imdadına
yetişiyordu. Resûl-i Zîşan Efendimiz, esirler arasında bulunan Ebû’1-Âs’ı
fidye almaksızın serbest bırakınca, o da bu taltife bir karşılık olsun diye
düşünmüş olacak ki, Hz. Zeyneb’i, Mekke’ye varır varmaz, Medine’ye,
muhterem pederinin yanına göndermişti. Hicret’in 7. yılında Ebû-As da Medine’ye gelerek Müslüman oldu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Zeyneb’i tekrar kendisine mehirsiz geri verdi.
Hz. Zeyneb vefat edince, kalbi şefkat ve merhamet dolu Resûl-i Kibriya
Efendimiz, kerîmesine iç gömlek yapılması için beline bağladığı
fotasını çıkarıp yıkayanlara verdi ve namazını da bizzat kendisi
kıldırdı. Sonra, kazılan kabrine düşünceli ve teessür içinde indi. Biraz
durduktan sonra, sevinç içinde dışarı çıktı ve, “Zeyneb’in zaîfliğini
düşünüp, ona kabir sıkıntısı ve hararetini hafifletmesi için Yüce Allah’a
yalvardırm; O da bu dileğimi kabul buyurdu!” dedi. Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Zeyneb’i, ilk defa üzerinde taşındığısedirle kabre koydu; kabre de damadı, Hz. Zeyneb’in kocası Ebû’l-Âs b. Rebi’in yardımıyle indirdi.
Vefat Sebebi
Hz. Zeyneb, Mekke’den Medine’ye deve üzerinde hevdeç içinde hicret ederken, Zîtuva mevkiinde, Kureyş müşriklerinden iki kişi mızrakla vurup onu bir kayanın üzerine düşürmüşlerdi. Bu hâdise çocuğunun düşmesine sebep olmuştu. Akan kan yüzünden hastalanmıştı. Vefatına sebep olarak bu hastalık zikredilir.

Üç Meşhur Şahsiyetin Müslüman Olmaları
(Hicret ‘in 8. senesi Sefer ayı)
Peygamber Efendimizle Müslümanların, Hz. Zeyneb’in vefatıyla,
Hicret’in 8. senesine üzüntüyle girdiklerini söylemiştik. Ancak, bu acı
olayı tatlı hâdiseler takib edince, üzüntü ve keder de ortadan kalkıyordu.
Bu üzücü hâdiseden hemen sonra, Arab’ın üç meşhur şahsîyeti olan siyaset
dahîsi Amr b. As, harb dahîsi684 Hâlid b. Velid ve Osman b. Talha, Medine’ye geldiler ve Hz. Resûlullah’ın peygamberliğini tasdik ederek İslâm dairesine girdiler.
Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Amr b. Âs, Hicret’in 7. yılında
Habeşistan’da, Habeş Necâşîsinin telkin ve tavsiyesiyle Müslüman
olmuş ve orada Peygamberimiz adına Necâşîye bîat etmişti. Bu gelişi
ise, Hz. Resûlullah’a bizzat bîat etmek ve Müslüman olduğunu bildirmek içindi.
Üçünün Bir Araya Gelişi
Necâşînin telkiniyle Müslüman olan, Arab’ın siyaset dahîsi Amr b. Âs,
Habeşistan’da bundan sonra fazla durmak istemiyor ve Resûl-i Ekrem’e
bizzat bîat etmek üzere Medine yolunu tutuyordu.
Arapların kabul ettiği diğer dahîler şunlardı: Acele davranmayıp,
işlerin neticesini beklemekte ve uslulukta Muaviye b. Ebî Süfyan, ânında
karar vermekte Muğire b. Şu’be, büyük küçük her işte üstün görüşlü
olmada Ziyad b. Ebih. 685 ibn-i Hişam, Sîre, c. 3, s. 290; Taberî, Tarih, c. 3, s. 103.
Bu sırada Mekke’den, yine aynı gayeyle iki kişi daha çıkmıştı: Hâlid b.Velid ve          Osman b. Talha… Kader, bu üçünü, Hadde denilen mevkide bir araya getiriyordu.
Amr b. Âs, Hz. Hâlid b. Velid’e, “Ey Ebû Süleyman!.. Nereye ve ne için
gidiyorsun?” diye sorarak maksadını öğrenmek istedi.
Hz. Hâlid anlattı: “Doğru yol artık apaçık belli oldu, mesele aydınlığa
kavuştu: Bu zât, şüphesiz peygamberdir! Vallahi, ben hemen gidip
Müslüman olacağım! Bundan sonra bekleyip durmam mânâsız! Zaten,
aklı başında olanlardan İslâmiyete girmeyen pek kimse de kalmadı.”686
Amr b. Âs, rahat bir nefes aldı. “Vallahi, ben de Muham-med’in yanına
gitmek ve Müslüman olmak istiyorum!” diyerek, aynı maksadı paylaştıklarını
söyledi. Sonra da hep beraber Hz. Resûlullah’ın huzuruna çıkıp
Müslüman olmak istediklerini bildirmek üzere Medine’ye vardılar.
Üçü de Peygamberimizin Huzurunda
Bir zamanlar, “Bütün Kureyş Müslüman olsa, ben yine Müslüman
olacağımı sanmam!” diyen, Peygamberimizin en şiddetli
düşmanlarından, hattâ bir ara vücudunu ortadan kaldırma fırsatını bile
arayan Amr b. As… Yine, bir zamanlar, müşrik ordularının başında,
Müslümanlara karşı olanca cesaret ve maharetiyle çarpışan, İslâm Ordusunun
Uhud’da mağlûbiyeti tatmasına sebep olan Hâlid b. Velid ve
bir başka şahsiyet Osman b. Talha… Şimdi, bütün kötü niyetlerini bir
tarafa bırakarak, hattâ unutarak, geçmişte yaptıklarının mahcubiyeti
içinde Resûl-i Kibriya Efendimizin huzurunda bulunuyorlardı. Müslümanlarda sevinç dalga dalga idi. Resûl-i Ekrem’in Müslümanlara söylediği ise şu idi:
“Mekke, ciğerparelerini kucağınıza attı!”
Manzara ulvî olduğu kadar, ibretli ve ders de verici idi. İslâm’ın
kılıçla, tahakküm ve zorla, tehdit ve korku ile yayılma-dığının, bilâkis
ruh ve gönüllere tesir ederek, onları manen fethederek, kendini onlara
beğendirerek intişar etmiş olduğunun açık seçik bir ifadesiydi bu kutsî
manzara… Savaştan, kılıçtan, kavgadan korkmayan bu bahadırlar, hiçbir
zorlama, hiçbir korku, hiçbir tehdit ve hiçbir aldatma olmadan, gönüllerinden
gelen samimî bir arzuyla Hz. Resûlullah’ın huzurunda diz çökmüş duruyorlardı.
Gerçi, zor ve zulüm ile zahirî bir hâkimiyet, bir tahakküm kısa bir
zamanda elde edilebilir; ama bu hâkimiyet geçici olur, devam etmez, ruh
ve vicdanlara da tesir etmez. En büyük ve devamlı hâkimiyet ise, bütün
fikirleri, kalb ve ruhları tesiri altına alarak ve kendini onlara zahiren ve
bâtınen beğendirmek suretiyle elde edilen hâkimiyettir. İşte, bunu,
İslâmiyet nâmına Peygamber Efendimiz gerçekleştiriyordu.
TEKER TEKER BÎAT…
Önce Hâlid b. Velid, Peygamber Efendimize sadâkat elini uzattı ve
Müslüman olarak saadet dairesine girme eşsiz şerefine erişti.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, böyle bir bahadırın İslâm’la müşerref olup
kendi safında yer almasından dolayı Allah’a hamd ve senadan sonra Hz.
Hâlid’e, “Ben, zâten senin akıllı biri olduğunu biliyordum; bu akıllığının
seni er geç hayra kavuşturacağını da ümit ediyordum!” dedi.
Ancak, Hz. Hâlid, o anda huzurunda bulunduğu Hz. Resû-lullah’a
karşı geçmişte yapmış olduklarından dolayı mahçub ve mahzun idi.
Utancından başını kaldırıp Efendimize bakamıyordu. Yaptıklarının kalbine
ve ruhuna yüklediği ağır vebal yükünü üzerinden atıp, manen hafiflik ve huzura kavuşturacak bir yol arıyordu. Server-i Kâinat Efendimize bu hâlini arzetti: “Yâ Resûlallah!.. Sana karşı yapılmış olan harblerin hepsinde bulunduğumu biliyorsun. Benim bu husustaki vebal ve günahımın affı için Allah’a dua etsen… “
Resul-i Ekrem, “Ey Hâlid!.. İslâmiyet, kendisinden evvel işlenmiş olan
bütün günahları siler, temizle.” deyip, Hz. Hâlid’i manen rahatlattı. Arkasından
da, “Allah’ım!.. Hâlid’in, kullarını Senin yolundan çevirmek için gösterdiği bütün gayretlerinden dolayı, yüklenmiş olduğu günahlarını affeyle!” buyurdu.
O andan itibaren Hz. Hâlid, güç ve kuvvetini ve harb dehasını İslâm
Dininin yücelip yayılması, Hz. Resûlullah’ın muhafazası ve Müslümanların
huzur içinde yaşayıp çoğalmaları için kullanacak ve bu uğurda gösterdiği
kahramanlıklardan dolayı da Peygamber Efendimizden
“Seyfullah [Allah’ın Kılıcı]” unvanını almaya hak kazanacaktır.
Sıra Osman b. Talha ‘da
Hz. Hâlid b. Velid’den sonra, Peygamber Efendimizle soyu dördüncü
dedesi Kusay’da birleşen Osman b. Talha, Müslüman olduğunu
söyleyerek Resûl-i Ekrem’e bîat etti.
Amr b. Âs ‘in Bîatı
Müşriklere birçok siyasî taktik verip öğreten ve Müslümanlara en çok
eziyet eden, Benî Sehm Kabilesine mensup Amr b. Âs da, mahçub ve o
âna kadar yaptıklarının pişmanlığı içinde Peygamber Efendimizin
huzurunda bulunuyordu. Utancından başını kaldırıp Efendimize bakamıyordu.
Kendi tabiriyle, Resûl-i Ekrem Efendimize “şartlı bîat” etmek istiyordu;
geçmiş günahlarının ve İslâm’a karşı yaptıklarının affı şartıyla…
Peygamber Efendimiz de, “Bîat et ey Arar!..” dedi ve ilâve etti: “Şüphesiz, İslâm, daha önce olmuş olanları siler, yok eder. Hicret de daha önce olanları siler, yok eder.”
Bu sözler, mahçub mahçub duran Amr’ın gönlünü rahatlattı. Daha
dün, Hz. Resûlullah’a düşmanlıkta en şiddetliler arasında yer alan, hattâ
“Bütün Kureyş Müslüman olsa ben yine olmam!” diyecek kadar ileri
giden Amr, ruh, kalb, akıl ve bütün latifeleri îman nuruyla nurlandıktan sonra ise, “İnsanlardan hiçbiri, bana Resûlullah’tan (a.s.m.) daha sevgili ve daha yüce olmamıştır!” diyecektir. Hz. Resûlullah’a bîat ettikten sonra, Amr b. As, Mekke’ye geri döndü.
Resûl-i Ekrem, ileride göreceğimiz gibi, Hz. Amr b. Âs’ı birçok askerî
birliğin başında vazifelendirecek ve Cenâb-ı Hakk onun eliyle İslâm’a
birçok zafer kazandıracaktır. En meşhur fethi de Mısır fethi olacak; bu
sebeple de “Mısır Fâtihi” diye anılacaktır. Şöyle demiştir:
“Vallahi, Müslüman oluşumuzdan beri mühim işlerde Resûlullah
(a.s.m.), beni ve Hâlid b. Velid’i, ashabının hiçbirinden ayırmadı.”

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.