Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

Peygamberimizin (sav) İkinci Hutbesi

3 sene önce
608 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

Peygamberimizin (sav) İkinci Hutbesi
Resûli Ekrem Efendimiz, fethin ikinci günü, öğle namazından sonra
Kabe kapısı merdivenine çıkıp, arkası Kabe’ye dayalı bir hâlde Allah’a
hamd ve senada bulunduktan sonra halka şöyle hitab etti:
“Ey insanlar!..
“Şüphesiz, Allah, göklerle yeri, güneş ile ayı yarattığı gün Mekke’yi
haram ve dokunulmaz kılmıştır; Kıyamet Gününe kadar da haram ve
dokunulmaz olarak kalacaktır.
“Allah’a ve âhiret gününe inanan bir kimse için, Mekke Hareminde
kan dökmek, ağaç kesmek helâl olmaz! Mekke’de kan dökmek benden
önce hiçbir kimseye helâl olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimseye
helâl olmayacaktır!
“Bu söylediklerimi burada dinleyenler, hazır bulunmayanlara duyursun!
“Şu bulunduğum andan itibaren kim öldürülürse, öldürülenin ailesi
için şu iki şeyden birini tercih etmek hakkı vardır: Ya öldürenin kısas
olarak öldürülmesini ya da öldürülenin diyetini, kan bedelini ister.
“Muhakkak ki, insanların Cenâbı Hakk’a karşı en hürmetsizi, en
taşkını ve azgını, Allah’ın Hareminde adam öldüren, yahut kendi katilinden
başkasını öldüren, veya Câhiliyye intikamını almak için adanı öldürendir.
“İslâm’da, insanın babasından veya baba tarafından akrabasından
başkasına intisab etmesi diye bir şey yoktur. Doğan çocuk, döşeğin sahibine aittir.
“İddiasını ispatlamak için delil getirmek davacıya, yemin de inkâr edene düşer!
“İslâmiyette, ne Câhiliyyet andlaşması vardır, ne de fetihten sonra
hicret!.. Fakat, cihad ve cihada niyet vardır.
“Müslüman, Müslüman in kardeşidir; bütün Müslümanlar
kardeştirler. Müslümanlar, kendilerinden olmayanlara (düşmanlara)
karşı tek bir eldirler, el birliğiyle harekete ederler!
“Müslümanların kanları birbirine eşittir. Zimmetlerini, onların en
hafifleri, en uzaktakileri bile yerine getirme gayretini gösterirler.
“İyi bilmelisiniz ki, ne bir kâfir için bir mü’min, bir Müslüman
öldürülür, ne de onlardan taahhüd sahibi olanlar, taahhüdlerinden
dolayı harbî olan kâfirler için öldürülürler.
“İslâm’da, değiş tokuş yoluyla mehirsiz evlenme yoktur.
“Kadın, ne halasının, ne de teyzesinin üzerine nikahlanıp bir araya getirilebilir.
“Kocasının izni olmadıkça, kadının onun malından bir şey dağıtması,
vermesi helâl ve caiz değildir.
“Kadın, yanında bir mahremi bulunmadıkça üç günlük yola gidemez.
“İyi biliniz ki, vâris için vasiyete lüzum yoktur. Ayrı din sahipleri
birbirlerine vâris olamazlar.
“Parmakların her birisinde diyet, 10’ar 10’ar devedir. Kemiği görünen
derin yaralardan her birisinde diyet, beşer beşer devedir.
“Sabah namazı kılındıktan sonra güneş doğuncaya kadar başka namaz
kılınmaz. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar da bir başka namaz kılınmaz.
“Sizi, iki günün orucundan nehyederim: Biri Kurban Bayramı günü,
diğeri de Ramazan Bayramı günü orucudur.
“Ben size ancak anlayacağınız, tutacağınız yolu gösterdim!”

SİKAYE VE HİCABE VAZİFELERİNİN AYNI ELLERDE
BIRAKILMASI
Resûli Ekrem, Fetih Hutbesinde Sikaye ve Hicabe hizmetleri dışında
kalan, Câhiliyye devresine âit bütün iş, muamele ve dâvaların ortadan
kaldırıldığını beyan buyurmuştu.
Hacılara su dağıtma vazifesi olan Sikaye, o sırada Peygamberimizin
amcası Hz. Abbas’ın uhdesinde idi.
Kabe’ye hizmet vazifesi olan Hicabe ise, Osman b. Talha’da bulunuyordu.
Hz. Abbas, Peygamberimize müracaat ederek, bu iki vazifenin de
kendilerine verilmesini istedi. Ancak, Resûli Ekrem, eskiden olduğu gibi
sâdece Sikaye vazifesinin kendilerinden kalmasını uygun gördü.
Resûli Kibriya, Kabe’nin anahtarını elinde tutuyordu. Birçok Müslüman
bu şerefli vazifeyi üzerine almak arzusunu taşıyordu. Fakat Efendimiz,
Osman b. Talha’yı huzuruna çağırdı ve, “Şüphe yok ki Allah size
emanetleri ehil (ve erbab)ına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz
zaman adaletle hükmeylemenizi emreder.” mealindeki âyeti kerîmeyi
okuduktan sonra, “Ey Osman!.. İşte anahtarın, al! Bugün, iyilik ve ahde
vefa günüdür!” dedi ve Kabe’nin anahtarını yine ona teslim etti.
Osman b. Talha anahtarı alıp giderken, Resûli Ekrem, “Sana
zamanında söylemiş olduğum şey, vuku bulmadı mı?” diye sordu.
Hz. Osman b. Talha, aralarında geçen hâdiseyi hatırlayarak
Resûlullah’ı tasdik etti.
“Evet, şehâdet ederim ki sen, şüphesiz Allah’ın Resulüsün!”
Peygamber Efendimizin, Osman b. Talha’ya hatırlatmak istediği
hâdise şuydu:
Hicret’ten önceydi. Osman b. Talha henüz Müslüman olmamıştı. Peygamberimiz
bir gün Kabe’ye girmek istemiş, fakat Osman b. Talha buna
mâni olmuştu. Mâni olmakla da kalmamış, Efendimize kaba, katı ve
nahoş davranmıştı. Resûli Ekrem ise, bundan dolayı asla hiddete
kapılmamış ve istikbâl semâlarında İslâm’ın gür sedasının pek yakında
hâkim olacağını görür gibi sükûnet ve mülayim bir eda ile, “Ey Osman!..
Ümit ederim ki, bir gün gelecek sen, beni, bu anahtarı elde etmiş ve istediğim
yere koymakta, arzu ettiğim kimseye vermekte serbest olacağım
bir mevkide bulursun!” demişti. Osman b. Talha, “O zaman Kureyş
kuvvetten düşmüş, yok olmuş demektir!” cevabını verince de, Peygamberimiz,
“Hayır, ey Osman!.. Asıl o gün Kureyş hakikî kuvvet ve şerefe kavuşacaktır!” buyurmuştu
Bazı tefsirlerde Hz. Osman b. Talha’nın Mekke’nin fethi günü
Müslüman olduğundan bahsedilir. Fakat bu, tarihçiler tarafından muteber
sayılmamıştır. Kuvvetli rivayet, daha önce anlattığımız gibi, Hz. Osman
b. Talha’nın Hicret’in 7. yılı Muharrem ayında Medine’ye gelerek
Peygamber Efendimizin huzurunda Müslüman olduğuna dair olan rivayettir.

MEKKELİLERİN PEYGAMBERİMİZE BEY’ATI
Resûli Kibriya Efendimiz, umumî af ilân ettikten sonra, Safa Tepesine
çıkıp orada Kureyşlilerin bîatını kabul etti. Seneler önce aynı tepede peygamberliğini
açıktan ilân edip muhalefetle karşılaşırken, şimdi aynı tepe
üzerinde aynı kimselerden İslâmiyet üzere bîat alıyordu.
Erkeklerin Allah’a îman, Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve
Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehâdet ederek
İslâmiyet ve cihad üzerine yaptıkları bîatı, kadınların bîatı takib etti.

Kadınların Bîatı
Kadınlar, “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
kız çocuklarını öldürmemek, zina etmemek ve iffetini korumak, herhangi
bir iyilik hususunda Allah Resulüne isyan etmemek” üzere
Peygamber Efendimize bîatta bulundular.
Kadınlar Taifesinin başında, Hz. Ali’nin hemşiresi Hz. Ümmühanî, Âs
b. Ümeyye’nin kızı Ümmü Habib, Attab İbni Esid’in halaları Erva, Ebû
As kızı Âtika, Haris b. Hişam’ın kızı ve Ebû Cehil’in oğlu İkrime’nin
karısı Ümmü Hakim, Hâlid b. Velid’in kız kardeşi Fatiha gibi Kureyş
kadınlarının meşhurları bulunuyordu. Aralarında Resûli Ekrem’in haklarında
“Nerede görülürse görülsünler öldürülsünler.” diye buyurduklarından
biri olan, Ebû Süfyan’ın karısı Hind de vardı. Tanınmamak için
kıyafet değiştirerek kadınlar arasına katılmıştı. Geçmişte, Peygamberimize
ve Müslümanlara karşı giriştiği hareketlerden pişmanlık duyar hâli
vardı. Yaptığı her şeye rağmen, Kâinatın Efendisi, İslâmiyetle şereflendiğini
duyduğu Hind’i affetti ve onun da bîatını kabul etti.

Ebû Kuhafe ‘nin Müslüman Olması!
Saadete kavuşan insan, sevdiklerinin de kendisiyle aynı saadet lezzetini
paylaşmasını gönülden arzu eder. Bu, insanoğlunun mahiyetinde var olan bir duygudur.
Hz. Ebû Bekir, îman edip bu saadeti yaşayanlardan biri idi. Ama babası
Ebû Kuhafe henüz bu saadetten mahrumdu. Mes’ud oğul, babasının
da bu nimeti, bu huzur ve saadet lezzetini kendisiyle paylaşmasını istiyordu.
Bu maksatla elinden tutarak onu Efendimizin huzuruna getirdi.
“Beni Rabbim terbiye etti. O ne güzel bir terbiyedir!” buyurarak Cenâbı
Hakk’ın müstesna terbiyesi altında ahlaken kemâle erdiğini ifade eden
Nebîyyi Muhterem Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’in ihtiyar babasını alıp
yanına getirmesinden müteessir oldu ve, “İhtiyara, getirme zahmeti vermeseydin
de, onu evinde ziyaret etseydik, olmaz mıydı?” buyurarak nezaket ve tevâzuunu izhar etti.
İlâhî terbiyeyle yetişen kaynaktan ders alan Hz. Ebû Bekir ise, “Yâ
Resûlallah!.. Senin onun yanına gitmenden, onun senin yanına gelmesi
daha muvafıktır!” dedi.Bu kısa konuşmadan sonra Resûli Ekrem Efendimiz, mübarek ellerini âmâ Ebû Kuhafe’nin göğsüne koyup sığadıktan sonra, “Müslüman ol, ey Ebû Kuhafe!..” dedi.Bu söze muhatab olan Ebû Kuhafe, derhâl Müslüman olup oğlunun
saadetine saadet kattı.

KANI HEDER EDİLENLERİN MÜSLÜMAN OLMALARI
İslâm’ın amansız düşmanlarından, Ebû Süfyan’ın karısı Utbe kızı
Hind’in affedilmesi, nerede görülürlerse görülsünler öldürülecekler
listesine alınanlar için bir ümit kapısı açtı. Vakit geçirmeden onlar da bu
ümit kapısından girerek İslâmiyetle şereflendiler, Hz. Resûlullah’ın geniş
affına uğradılar. İkrime b. Ebî Cehil, Abdullah b. Ebî Sarh (irtidat etmişti),
Safvan b. Ümeyye, Süheyl b. Amr, Hz. Hamza’nın katili Vahşî,
Şâir Abdullah b. Zebarî, Haris b. Hişam, Enes b. Züneym, bunlar arasında yer alıyorlardı.
Dünya tarihinde acaba, en amansız düşmanlarına karşı böylesine
lûtufkâr ve merhametli davranıp onları affeden, onlara kalbinde yer
verip safına alan bir başka şahsiyete rastlanabilir mi?

Bedevinin Titremesi
Mekke artık fethedilmişti.Yüzlerde, gönüllerde sevinç vardı. Şehirde müstesna bir bayram
havasının neşesi hâkimdi.Bu sırada bir bedevinin Peygamberimizin yanına yaklaştığı görüldü.Bir peygamberin karşısında bulunmanın heyecan ve haşyeti altında bedevi
tir tir titriyordu.Durumu fark eden Resûli Kibriya, “Ne oluyor sana?.. Kendine gelsene!
Ben bir hükümdar değilim; ben, güneşte kurutulmuş et parçaları yiyerek
geçinmiş olan Kureyşli bir kadının oğluyum.” buyurdu.
Bu sözleriyle Peygamber Efendimiz, eşsiz bir tevazu örneği veriyordu.
O, hükümdar bir peygamber olmak ile kul bir peygamber olmak
arasında muhayyer bırakıldığında da “kul bir peygamber” olmayı tercih etmişti.
Gönül deryasında her zaman hâkim olan, tevazu idi.
Resûli Kibriya’nın bu mübarek sözlerine muhatab olan bedevî, rahatladı
ve titremesi geçti.

BİR ADALET ÖRNEĞİ
Mekke fethedilmişti; Resûli Ekrem ise, henüz bu mübarek beldeden ayrılmamıştı.
Her nasılsa, Mahzum Oğulları Kabilesinden Fâtıma binti Esved
adındaki kadın, bir hırsızlık yapmıştı. Kadın, itibarlı, soylu biriydi ve
Kureyş yanında da hatırı sayılıyordu.
Haliyle, Peygamberimiz durumdan haberdar oldu. Hırsızlıkta bulunanın
elinin kesileceğini herkes biliyordu. Ama düşünüyorlar ve birbirlerine
soruyorlardı: “Yüksek mevkiye sahip bu kadının eli nasıl kesilebilir?”
Aile halkı, Fâtıma’nın elini kesmeden kurtarmak için bir ümit ışığı
arıyorlardı; birinin, Hz. Resûlullah katında şefaatçi olmasını istiyorlardı.
Ne var ki, kimse buna cesaret edemiyordu.
Sonunda, Üsame b. 2’eyd Hazretleri bu vazifeyi üzerine aldı. Üsame,
Peygamberimiz tarafından fazlasıyla sevilen bir sahabî idi. Bu sevgiye
güvenmiş olacak ki, bu görevi üzerine almaya yanaşmıştı.
Hz. Üsame, kadının affedilmesini dileyince, Resûli Ekrem Efendimizin
rengi birden değişti.
“Sen, kötülüğün önüne geçmek için Allah’ın koymuş olduğu cezalardan
bir cezanın affedilmesi hakkında mı benimle konuşuyorsun?” diye buyurdu.
Hz. Üsame, üzgün bir eda içinde, “Yâ Resûlallah!.. Bu uygun olmayan
hareketimden dolayı Allah’tan affım için dua et!” dedi.
Hz. Üsame’ye dersini veren Resûli Ekrem, akşam olunca da, ayağa
kalktı ve Allah’a hamd ve senada bulunduktan sonra halka dersini şöyle verdi:
“Sizden evvelkileri şu davranışları mahvetmiştir:
“Onlar, asil, soylu birisi hırsızlık ettiği zaman onu serbest bırakırlardı;
zaîf, güçsüz birisi hırsızlık edince de ona hemen ceza verirlerdi.
“Muhammed’in varlığı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Fâtima
binti Muhammed, hırsızlık edecek olsaydı, muhakkak onun da elini keserdim!”
Bundan sonra, kadının elinin kesilmesini emretti. Kadının eli kesildi.
Kadın da güzelce tevbe etti ve evlendi. Ondan sonra sık sık Hz.Aişe’nin yanına gelir giderdi.Bu davranışıyla Peygamber Efendimiz, milletlerin bekası için vazgeçilmez
bir şart olan adaletin eşsiz bir örneğini sergiliyordu.

MEKKE ÇEVRESİNİN PUTLARDAN TEMİZLENİŞİ
Peygamber Efendimiz, Kabe ve Mekke’nin içini putlardan temizlediği
gibi, şehrin etrafındaki putları da yok etmek istiyordu.
Bu maksatla Hz. Hâlid b. Velid’in 30 kişilik bir birlikte Nahle mevkiinde
bulunan Uzza putunu yıkıp parçalamaya gönderdi. Kureyş yanında
en büyük put sayılan Uzza’yı Hz. Hâlid emir gereği gidip yıktı.846
Efendimiz, Müşellel adındaki dağın tepesinde bulunan Menat putunu
yıkmak için de Sa’d b. Zeyd elEşhel’i gönderdi. Menat, Evs ve Hazreç
Kabilelerinin putu idi. Emri alan Sa’d b. Zeyd, beraberindeki Müslümanlarla
giderek Menafi yıkıp geri döndü.
Yine, müşriklerin taptıkları meşhur putlardan biri de Süva idi. Bu put,
Mekke’ye üç mil uzaklıkta bir yerde bulunuyordu.
Kinane Oğulları, Hüzeyliler ve Müzeynelerin bu putunu yıkmak için
Resûli Ekrem, Amr b. As Hazretlerini gönderdi. Amr, verilen vazifeyi
yerine getirerek Mekke’ye geri döndü.
Mekke’nin fethiyle böylece, hem Mekke’nin içi dışı putlardan temizlendi,
hem de Kureyş’in gönlü şirkten kurtarılıp tevhid nuruyla tertemiz hâle geldi.

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.