Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.ADEM ALEYHiSSELÂM

5 sene önce
2.305 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam 5 saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

HZ.ADEM ALEYHiSSELÂM

Âdem aleyhisselâmın yaratılışı Herşeyi yoktan yaratan, yokluktan varlık âlemine getiren Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın ilk yarattığı şey, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nurudur. Herşey Muhammed aleyhisselâmın hürmetine yaratılmıştır. Allahü teâlâ bir hadisi kudside Muhammed aleyhisselâm için buyurdu ki:  Sen olmasaydın, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım. Eshabı kiramdan Câbir bin Abdullah sordu: Ya Resulallah! Allahü teâlânın herşeyden önce, ilk yarattığı şey nedir? Peygamberimiz şöyle buyurdu:  Her şeyden önce, benim nurumu kendi nurundan yarattı. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gökler, ne yeryüzü, ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın nurunu yarattıktan sonra, bu nurdan âlemleri ve içinde olanları, sonra da Âdem aleyhisselâmı yarattı. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yaratmayı dileyince, meleklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirdi. Melekler; “Ya Rabbî! Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek olan insanları niçin yaratıyorsun” dediklerinde, Allahü teâlâ, “Onlar fesat çıkarmazlar” demedi. Allahü teâlâ şöyle buyurdu:  Sizin bilmediklerinizi ben bilirim, layık olmayanları layık yaparım! Uzak kalanları yaklaştırır, zelil olanları aziz ederim. Siz onların işlerine bakarsınız, ben kalblerine bakarım. Siz, günahsız olduğunuza bakıyorsunuz. Onlar, benim rahmetime sığınırlar. Sizin günahsız olduğunuzu beğendiğim gibi, onların günahlarını affetmeyi de severim. Benim bildiğimi sizler bilemezsiniz. Onları, ezelî olan lütfuma kavuşturur, ebedî olan lütfum ile hepsini okşarım. Meleklerin, “Niçin yaratacaksın” diye sormaları, yaratmasındaki hikmeti öğrenmek istediklerinden idi. Allahü teâlânın emriyle, melekler, yeryüzünün değişik yerlerinden, kırmızı, beyaz, siyah, değişik renkte topraklar aldı. insanların değişik renkten olması bundandır. Hadisi şerifte şöyle buyuruldu:  Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâmı, yeryüzü nün her tarafından aldırdığı topraktan yarattı. Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kırmı zı renkte olanlar olduğu gibi, bazıları da bu renklerin arasındadır. Bazısı yumuşak, bazısı sert, bazısı hâlis ve temiz oldu. Âdem aleyhisselâmın yaratılacağı toprak, yeryüzünün çeşitli yerlerinden alınıp, bir araya toplandıktan sonra, melekler, su ile çamur yapıp, insan şekline koydular. Allahü teâlâ, bu toprağı çeşitli safhalardan ve şekillerden geçirdi. Önce çamur hâline getirilip, bir müddet öylece kaldı ve balçık çamuru oldu. Bu çamur, şekil verilecek bir hâl alınca; insan suretine sokuldu. Hazreti Âdem’e secde edilmesi Âdem aleyhisselâm ruh verilmeden önce, bir müddet de insan sureti verilmiş bir hâlde bekletildi. Mekke ile Taif arasında kırk yıl yatıp, pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselâmın nuru alnına kondu ve Muharrem ayının onunda cuma günü ruh verildi. Âdem aleyhisselâmın bedenine ruh verilmeden önce, melekler, Âdem aleyhisselâmın bedenini görüp, ondaki uygunluğa, ahenge ve yaratılışın güzelliğine, mükemmelliğine hayran kaldılar. “Allahü te âlâ bundan güzel bir şey halk etti mi acaba” dediler. iblis, Âdem aleyhisselâ mın ruh verilmemiş hâlindeki bedenini görünce, meleklere dedi ki:  Eğer o sizden üstün, faziletli kılınırsa ve ona hürmet etmeniz emredilirse ne yaparsınız?<!–nextpage–> Melekler, “Biz Rabbimizin emrine uyarız” dediler. iblis ise kendi kendine dedi ki: Eğer ona hürmet etmem emir olunursa isyan ederim. Çünkü, o topraktan, ben ise ateşten yaratıldım, ben ondan üstünüm. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmın bedenine ruh verince, ruhun cesede sirayet ettiği yerler canlanıp, ete dönüş tü. Önce başına sirayet etti ve Âdem aleyhisselâm aksırdı. Allahü teâlâ ona, Elhamdülillah; yani âlemlerin Rabbine hamdolsun demesini ilham etti ve aksırdıkça böyle dedi. Ruh, Âdem aleyhisselâmın gözlerine sirayet edince, cennetin meyvelerini gördü. Midesine yü rüyünce, o meyvelerden yemeyi arzu edip, ruh henüz ayaklarına gelmediği hâlde, doğrulup kalkmak istedi. Bu sebeple Allahü teâlâ; (insan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır) buyurdu. (Enbiya: 37) Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâmın bedenine ruh vermeden önce, meleklere, (Ona ruh verdi ğim zaman, hepiniz ona karşı secde edin) buyurdu. Bu husus Kur’anı kerimde bildirilmiş olup, mealen şöyledir: (Rabbin o vakit meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onun yaratılışını tamamlayıp da tarafımdan ona ruh verdiğim zaman, hemen ona secdeye kapanın.” Bunun üzerine melekler hep birden secde ettiler.) (Sâd 71 73) Âdem aleyhisselâma ruh verilip, canlanıp ayağa kalkınca, Allahü teâlânın emri üzerine melekler, ona Âdem Aleyhisselamın yeryüzüne indirildiği rivayet edilen Serendip adası karşı secde ettiler. Meleklerin Âdem aleyhisselâma karşı olan bu secdesi, namazda Allahü teâlânın emriyle Kâbe’ye yönelip secde etmek gibidir. Yani Kâbe istikametinde Allahü teâlâya secdedir. iblis bu inceliği anlayamadı, kibirlenip, Âdem aleyhisselâma karşı secde etmedi. “O çamurdan yaratıldı. Ben ise ateşten yaratıldım. Ondan üstü nüm” diye iddiada bulundu. Bundan dolayı, huzurı ilâhiden kovuldu. ismi de kovulmuş, uzaklaştırılmış manasında, “şeytan” kaldı. Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâmı en güzel bir surette yaratıp, ona ruh verdikten sonra, ona, her şeyin ismini ve faydasını öğretti. Allahü teâlâ yeryüzünde insanların bildiği bütün eşyanın isimlerini Âdem aleyhisselâma öğ retmiştir. Mesela, insan, hayvan, vâdi, dağ, ova, tepe ve buna benzer isimleri, hatta karanlık ve uzunluğu da öğretti. Bu hususlar Kur’anı kerimde şöyle bildirilmiştir: (Allahü teâlâ, Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı meleklere gösterip; “Eğer sadıklarsanız, bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu. Melekler; “Biz seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka, hiç bir ilmimiz yok. Muhakkak sen herşeyi hakkıyla bilensin, üstün hikmet sahibisin” dediler. Allahü teâla, Âdem’e; “Ey Âdem! Eşyanın ismini meleklere haber ver” buyurdu. Âdem aleyhisselâm da meleklere, o isimleri haber verince, Allahü teâlâ; “Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gayblerini ben bilirim. Açıkladığınızı da, gizlediğinizi de elbet ben bilirim” buyurdu.) (Bekara 3033.) şeytan’ın isyanı Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâmın bedenine rûh verdikten sonra melekleri ve cinleri haberdâr edip; “Âdem’e secde ediniz!” emrini verince, önce Cebrâil aleyhisselâm secde etti. Sonra sırayla; Mikâil, isrâşl, Azrâil ve diğer bütün melekler secde ettiler. Secde eden meleklerin her biri, Allahü teâlâ tarafından çeşitli hizmetleri görmekle şereşendirildi. iblis, kibir ve gurû rundan secde etmedi. Allahü teâlâ iblise me âlen; “Ey mel’ûn! Âdem’e niçin secde etmedin?” buyurunca, iblis dedi ki: “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten onu ise topraktan yarattın. Ateş; latîf, saf ve ışıktır. Elbette topraktan üstündür.” diyerek bu bozuk kıyasını ileri sürdü. Böylece Allahü teâlânın emrine isyân etti. Ebedî olarak Cehennemlik oldu. iblis, Âdem aleyhisselâma secde ediniz emrine uymayınca, Allahü teâlâ, “Hemen Cennet’ten çık! Cennet’ten çık! Artık sen hor, alçak ve bayağı kimselerdensin.” buyurdu. iblis Cennet’ten koğulunca ölüm acısını tatmak istemediğinden veya sonsuz bir hayat yaşamak istediğinden dolayı Allahü teâlâya; “Bana halkın dirilip kaldırılacakları mahşer gününe kadar mühlet ver.” diyerek dünyâda ve âhirette ölümsüz olmayı istedi. Allahü teâlâ da ona ölümden ve Cehennem azâbından kurtuluş olmadığını bildirip, birinci sûr üşenip bütün canlıların öleceği vakte kadar mühlet verdi. Böylece kıyâmet gününe kadar ömür verilip serbest bırakıldı. iblis bunun üzerine “Öyle ise beni azdırmana yemin ederim ki, insano ğullarını saptırmak için muhakkak senin doğru yoluna oturacağım! Vesvese verip, pusu kuraca ğım. Sonra da onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım, musallat olacağım. Sen de onların çoğunu şükredici kul olarak bulamayacaksın.” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Yemin ederim ki onlardan kim sana uyarsa, Cehennem’i hep sizden dolduracağım. Benim muhlas yani ihlaslı kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz.” iblis, kendisine kıyâ mete kadar ömür verilip, serbest bırakıldı. Âdem aleyhisselâmın evlâtları olan insanlara, dünyâda imtihan edilmek, denenmek için üç din düşmanı yaratıldı. Bunlar; iblis yâni şeytan, insanın kendisi, yâni nefsi ve kötü arkadaştır. Allahü teâlânın râzı olduğu hak yoldan insanları saptırmak için uğraşacağına söz alan ve kıyâ mete kadar da kendisine mühlet verilen şeytan, herkese zarar yapmaya çalışır. insanın, besmelesiz ve haramdan yediği yiyeceklerle ve içeceklerle damarlarında dolaşmakta, mîdesine yerleşmekte ve kalbine vesvese vermektedir. Bu hâliyle insanlarda çeşitli maddî ve mânevî hastalıklara sebep olmaktadır. insanları aldatmak için en çok yalan, gıybet, koğuculuk, namazı terk ve tehir ettirmek, fâiz, kumar vs. gibi günâhlara alıştırmaktadır. içki, fuhuş, zinâ ve kumar onun büyük yardımcısı dır. Bunları yaptırmak için kendisine, çocukları, insanlardan ve cinlerden kötü yolda olanlar yardımcı olur. şeytanın, insana bü tün kötülükleri yaptırmak için bir gücü, kuvveti yoktur. O sâdece kalbe vesvese verir, bir şeyi güzel gösterir. Nefsine ve kötü arkadaşlarına aldanıp mağlup olan insan, onun vesvesesine kanıp kötü işleri yapmaya başlar. Allahü teâlâyı unutmayanlara, dâimâ O’nun zikriyle meşgul olanlara, her işinde islâmiyetin emir ve yasaklarına uygun davrananlara, haram ve şüphelilerden sakınanlara, zararı dokunamaz. Allahü te âlânın hâlis, seçilmiş kulları, şeytanın şerrinden muhâfaza altına alınmış tır. şeytan, insanoğlu son nefesini teslim edinceye kadar onunla uğraşır ve son nefeste îmânsız gitmesi için elinden geleni yapmaya çalışır. Son nefeste îmânsız ölmemek için şeytanın sevdiği kötü işlerden uzak durmak gerekir. Hazreti Havva’nın yaratılması Âdem aleyhisselâm kırk yaşında iken, Şrdevs adındaki cennete götürüldü. Cennete girince, peygamberler sayısınca kürsîler konulmuş gördü. Her birinde ayrı ayrı oturdu ve her kürsîde oturdukça, o peygamberin nuru alnında parlıyordu. En son Muhammed aleyhisselâmın kürsîsinde oturdu. Melekler yetmiş bin adet nurdan me şaleyi başı üzerinde tuttular. O kadar aydınlık oldu ki, evvelki nurların hiçbirisi kalmadı. Her biri görünmez olup, güneş çıkınca yıldızların kaybolması gibi oldu. Bu hâl Âdem aleyhisselâmın Muhammed aleyhisselâma muhabbetini artırdı. Âdem aleyhisselâm cennete girince, cennet yemeklerine ve meyvelerine rağbet eyledi. Cennet bağlarını, bahçelerini ve cennet köşklerini dolaş maya başladı. Canı her ne isterse, hemen hazır olurdu. Lâkin yaratılışı îcabı olarak, kendi cinsinden arkadaş bulup, onunla yakınlık kurmak istedi. Bu düşüncede iken uyuyu verdi. O esnada Allahü te âlâ Âdem aleyhisselâmın sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva’yı yarattı. Âdem aleyhisselâm uykudan uyanınca, başucunda, ayakta duran bir kadın gördü ve ona dedi ki:  Sen kimsin? Niçin yaratıldın? O da; “Ben sana zevce, eş olarak yaratıldım” diye cevap verdi. Hazreti Havva validemizin yaratılmasından, Âdem aleyhisselâmın hiç haberi olmadı. Hazreti Havva, Âdem aleyhisselâm suretinde, onun boyunda, onun şeklinde ve renginde idi. Kur’anı kerimde şöyle buyuruldu: (Ey insanlar, sizleri bir tek şahıstan yaratan, o şahıstan da zevcesini vücuda getiren, ikisinden de birçok erkeklerle kadınlar halkeden Rabbinizden korkun ve günah işlemekten sakının…) (Nisâ: 1) Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâma Hazreti Havva ile birlikte cennette yerleşmelerini ve cennetin meyvelerinden diledikleri kadar yemelerini bildirdi. Fakat cennette bir ağaç için, “Bu ağaca yaklaşmayın, bundan yemeyin” buyurdu. Onu yasakladı ve, “Bundan yerseniz zahmete düşer, üzülürsünüz” buyurdu. Yeryüzüne indirilmeleri Âdem aleyhisselâm, Hazreti Havva ile cennette iken, şeytan, onlara düş manlık besleyip, aldatmak ve öc almak için harekete geçti. Bu hususta Kur’anı kerimde mealen şöyle buyurulmaktadır: (Ve biz demiştik ki; ey Âdem, sen zevcenle cennette kal. Cennetin nimetlerinden ikiniz de bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa nefslerine zulmedenlerden olursunuz.) [Bekara 35] şeytan, Âdem aleyhisselâma ve Hazreti Havva’ya düşmanlık besleyip, onları, içinde bulundukları nimetten mahrum etmek istiyordu. Bunun için hile düşünüyor, onları yanıltma yolları arıyordu. Onlara, kendilerine yasak edilen ağacın meyvesinden yedirmeyi ve böylece cennetten çıkarılmalarını istiyordu. iblis, yasak ağaçtan yedirmek için, Hazreti Âdem ile Hazreti Havva’yı cennetin dışından gözetleyerek fırsat kolluyordu. Bir defasında Âdem aleyhisselâm ile Hazreti Havva, cennetin kapısının yakınında dola şırken, şeytan onların dikkatini çekmek istedi. Bunun için karşılarında ağlayıp sızlayarak feryat etti. iblis’e sordular:  Neden böyle feryat ediyorsun? iblis de, “Ben, sizin öleceğinize ve bu sebepten de içinde bulunduğunuz nimetlerden ayrılaca ğınıza ağlamaktayım” diye cevap verdi. Sonra sö züne devam edip dedi ki:  Size ebedîlik ağacını göstereyim mi? Eğer o ağaçtan yerseniz, iki melek olursunuz ve cennette devamlı kalırsınız, sona ermeyen bir devlete kavuşursunuz. Ayrıca, konuşmalarının sonunda, “Ben, muhakkak sizin iyiliğinizi istiyorum” diyerek de yemin etti. iblisin bu sözleri ve yemini üzerine, Hazreti Havva ile Âdem aleyhisselâm, onun, kendilerine düşman olduğunu unuttular. Önce Hazreti Havva, sonra da onun teşviki ile Âdem aleyhisselâm, unutarak, kendilerine yasak edilen ağacın meyvesinden tattılar. Âdem aleyhisselâmın bu yasak edilen ağaçtan yemesi zelle idi. Yani doğ rular arasında, en doğruyu seçememekti. Günah değildi. Kur’anı kerimde bu hususta şöyle buyuruldu: (Doğrusu bundan önce, Âdem’e, bu ağaç tan yeme diye emrettik de unuttu.) [Tâhâ 115] Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâma buyurdu ki:  Sana cennette pek çok şeyi mubah ettiğim hâlde, niçin yasak ettiğim ağacın meyvesinden yedin? Âdem aleyhisselâm şeytanın yemin ettiğini söyleyip, dedi ki:  Ya Rabbi! Ben bir kimsenin senin adına yalan yere yemin edeceğini zannetmiyordum! Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâ ma tekrar buyurdu:  Seni yasak ettiğim ağacın meyvesinden yemeye teşvik eden sebep nedir?  Ya Rabbi! Bu işe beni Havva teşvik etti. Âdem aleyhisselâm ile Hazreti Havva, cennette iken, kendilerine yasak edilen ağacın meyvesin den, unutarak yemelerinden dolayı yeryüzüne indirildiler. Âdem aleyhisselâm, cennetten, cuma günü ikindi ve akşam arasında çıkarılarak, Hindistan’da Seylan (Serendib) adası na, Hazreti Havva da Cidde’ye indirildi. şeytan ise çok hakîr ve perişan bir hâlde, cennetin civarından, taşlık bir yere indirildi. Bu hususta Kur’anı kerimde mealen şöyle buyuruldu: (Nihayet şeytan, onların, [Âdem ve Havva’nın], cennetten çıkarılmalarına ve içinde bulundukları nimetten uzaklaştırılmaları na sebep oldu.) [Bekara 36] Hazreti Âdem’in Havva ile buluşması Âdem aleyhisselâm cennetten yeryüzüne indirilince, gözünün yaşı dinmedi. Hadisi şerifte şöyle buyuruldu: (Âdem aleyhisselâmın gözünün yaşları, zürriyetinin gözyaşlarıyla tartılsa, Âdem’in gözyaşları bü tün evladının gözyaşlarından ağır gelirdi.) Âdem aleyhisselâm ve Hazreti Havva, cennetten yeryüzüne ayrı yerlere indirildikten sonra, senelerce ayrı kaldılar. Âdem aleyhisselâm Hindistan’da, Hazreti Havva validemiz de Arabistan’da kaldı. Dünyanın dert ve sı kıntılarına katlandılar. Cennetten ayrı kalmanın üzüntüsü ile uzun yıllar ağlayıp gözyaşı döktüler. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Âdem aleyhisselâm, zellesi sebebiyle cennetten çıkarılınca dedi ki:  Ya Rabbi! Beni, Muhammed’in hürmetine affet. Allahü teâlâ buyurdu ki:  Ya Âdem! Sen Muhammed’i nasıl bildin? Daha ben Onu yaratmadım? Âdem aleyhisselâm şöyle cevap verdi:  Ya Rabbi! Beni yaratıp, bana ruh verdiğin zaman, gözümü açıp baktı ğımda, Arş’ın kenarında “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resulullah” yazılı gördüm. ismini isminle yazdığından, yarattıklarından en çok sevdiğin Odur. Allahü teâlâ buyurdu ki:  Doğru söyledin ey Âdem. Mahlûkatımdan en çok sevdiğim Odur. Onun hürmetine af dilediğin için, seni affettim.) Daha sonra, Allahü te âlâ buyurdu ki:  Ya Âdem, sen dünyada meşakkat ve tevbeye zürriyetini vâris kıldın. Onlardan biri bana duâ edip, tazarruda bulundu ğu zaman, senin tevbeni ve duânı kabul ettiğim gibi, onun da tevbesini ve duâsını kabul ederim. Onlardan biri, benden af ve magşret dileyip, bana sığınırsa, tevbesini kabul ederim. Çünkü ben tevbeleri kabul ediciyim. Ey Âdem, ben, günahtan tevbe edenleri, cennette haşrederim. Onları mezarlarından neşeli ve güler yüzlü oldukları hâlde, duâları kabûl edilmiş olarak kaldırırım. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmın tevbesini kabul ettikten sonra, Kabe-i şeriş inşa etmesini emretti. Allahü teâlânın tevbesini kabul edip, Kâbe’yi inşa etmesini emrettikten sonra, Âdem aleyhisselâm, Hindistan’dan Arabistan’a gitti. Arabistan’a varınca, Arafat’ta Hazreti Havva validemiz ile buluştu. Bu sırada Hazreti Havva da Âdem aleyhisselâ mı aramak için Cidde’den Arafat’a gelmişti. Arafat ovasında Müzdelife’de buluştular. Hazreti Havva onu tanıyamadı. Cebrail aleyhisselâm tanıştırdı. Nice seneler ayrı kalmanın üzüntüsü gidip, sevinç ve ferahlığa kavuştular. Beraberce Mina’ya gittiler. Ahd ü mîsak Âdem aleyhisselâmın kıyamete kadar gelecek olan çocukları, Arafat meydanında, belinden zerreler hâlinde çıktı. Allahü teâlâ onlara buyurdu ki:  Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Hepsi, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediler. Sonra hepsi zerreler hâ linde, Âdem aleyhisselâ mın beline girdi. Buna ahd ü mîsak, söz verme denir. Ayrıca Kâlû Belâ diye de meşhur olmuştur. Ahd ü mîsak, Kur’anı kerim ve hadis şerif ile sabittir. Nitekim ayeti kerimede mealen şöyle buyurulmaktadır: (Hani, Rabbin, Âdemoğullarından, onların sulblerinden zürriyetlerini çıkarıp, kendilerini, nefslerine şahit tutmuş; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” buyurmuştu. Onlar da; “Evet, Rabbimizsin, şahit olduk” demişlerdi. işte bu şahit tutma kı yamet günü; “Bizim bundan haberimiz yoktu” dememeniz içindi. Yahut, “Daha evvel atalarımız Allaha şirk koşmuştu. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. şimdi o bâtıl yolda olanların işlediği günahlar yüzünden bizi helak mı edeceksin” dememeniz içindi…) [A’raf 172] insanların çoğalması Hazreti Havva validemiz Âdem aleyhisselâm ile buluştuktan sonra, biri kız, biri erkek olmak üzere yirmi defa ikiz; tek olarak da şît aleyhisselâmı dünyaya getirdi. Cebrail aleyhisselâm Âdem aleyhisselâma rençberlik işlerini, ekip biç meyi öğretti. Rençberlik ve diğer pek çok işle meş gul oldu. ilk insanlar, bazı tarih çilerin zannettiği ve islâm dinine inanmayanların uydurduğu, bazı şlmlerde gösterildiği gibi, ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak, vahşî kimseler değildi. Evet bugün, Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benzeyen vahşî ler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit ya şayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için, vahşî dir denilemez. Âdem aleyhisselâm ve ona iman edenler, şehirlerde Âdem Aleyhisselam ile Hazreti Havvâ’nın Cennet’ten çıkarıldıktan sonra yeryüzünde buluştukları ilk yer olan Arafat Ovası ve Müzdelife yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, çiftçilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. Nitekim Hâkim’in bildirdiği hadisi şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, Âdem’e, sanatlardan bin türlü sanat öğretti ve ona şöyle buyurdu: “Evlatlarına ve zürriyetine rızık hususunda sabredemezlerse, bu sanatlardan biri ile rızık talep etmelerini” söyle.) Kâbe’nin inşa edilmesi Âdem aleyhisselâm, yeryüzüne indirilmesi sebebiyle çok üzülüyor ve günlerini ağlamakla geçiriyordu. Onun üzüntüsü ne melekler de ortak oluyorlardı. Bir defasında Âdem aleyhisselâm secdedeyken şöyle arzetti:  Ya Rabbî! Bana ne oldu ki, artık meleklerin seslerini, senin zatını tesbih ve takdis etmelerini duyamıyorum. Onları göremiyorum Cenabı Hak buyurdu ki:  Ey Âdem! Senden sâ dır olan zelle, meleklerin tesbihini işitmene mânidir. Ancak benim yeryü zünde bir beytim vardır. Sen onun temelini bulup, üzerine bir beyt bina et. Beni takdis ve beytin etrafını tavaf et! Ey Âdem! O beyti Mekke’de kıldım. Evladından her kim beytime gelip, sadece benim rızamı isterse, bizzat beni ziyaret eden misaşrim gibidir. Bunları şanıma layık bir şekilde ağırlarım ve bütün ihtiyaçlarını gideririm. Ey Âdem! Sen sağ oldukça Beytullah’ı tamir et! Senden sonra gelecek peygamberler ve ümmetler de zaman zaman onu tamir edecekler ve en son peygambere kadar bu böyle sürüp gidecektir. Âdem aleyhisselâm, Allahü teâlânın bu emri ile Serendip adasından Mekke’ye doğru yürümeye başladı. Bir melek kendisine yol gösteriyordu. Mekkei mükerremenin bulunduğu yere gelince, Allahü teâlâ ona yardımcı melekler gönderdi. Melekler, Beyti Mâ mur’un tam hizasına gelecek şekilde, yedi kat yere kadar varan bir temel kazdılar. Kazılan bu temele, toprak seviyesine kadar, otuz kişinin ancak kaldırabileceği büyüklükte taşlar yerleştirdiler. Böylece Kâbe inşa edildi. Allahü teâlâ cennetten Hacerül esved ta şını indirdi. Hacerül esved o zamanlar beyaz idi. Sonra günahkârların el sürmesiyle karardı. Âdem aleyhisselâm, Kâbe’yi inşa ettikten sonra, Allahü teâlâya sordu:  Ey Rabbim! şüphesiz ki, her çalışanın bir mükâ fatı vardır. Acaba benim mükâfatım nedir? Cenabı Hak buyurdu ki:  Ey Âdem! Benden ne istersen iste! Âdem aleyhisselâm, “Ya Rabbî! Beni tekrar cennete gönder” diye yalvardı. Allahü teâlâ da; “Bu senin için hakikat olacaktır” buyurdu. Bunun üzerine Âdem aleyhisselâm dedi ki:  Ey günahları bağışlayan Rabbim! Kendi gü nahlarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden de, işledikleri günahlarını ikrar edip, sana yalvararak, bu beytin çevresinde tavaf yapanları da affetmen için yalvarırım. Allahü teâlâ yine buyurdu:  Ey Âdem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden bu beyti ziyaret edip de, günahlarından tevbe edenleri de affettim. Allahü teâlâ Hazreti Âdem‘e şöyle vahyetti: “Ey Âdem, başına bir iş gelmeden önce şu beyti haccet.” Âdem “Ya Rabbi, başıma gelecek iş nedir?” dedi. Buyurdu ki: “sorduğun o şey ölümdür.”Âdem “Ölüm nedir?” dedi. Buyurdu ki; “sen onu tadacaksın.” Âdem aleyhisselâm, Allahü tealanın emri ile, Kabei şeriş inşa edip, ilk tavafını yaptıktan sonra, melekler kendisine dediler ki:  Ey Âdem! Haccın mübarek olsun. Âdem aleyhisselâm onlara; “Siz tavaf esnasında neler söylüyorsunuz” diye sordu. Melekler de şöyle cevap verdiler:  “Sübhânallahi velhamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” diyoruz. Âdem aleyhisselâm onlara buyurdu ki:  “Velâ havle velâ kuvvete illâ billah” cümlesini de buna ilâve ediniz. Âdem aleyhisselâm tavaftan sonra, kapı önünde iki rekât namaz kıldı ve Mültezem’e gelip şu duâyı yaptı: “Yâ Rabbî! Senden kalbime nüfuz edecek şüphesiz ve dosdoğru bir iman ve benim hakkımda senin hükmettiklerine razı olma kudreti vermen için yalvarıyorum.” Allahü teâlâ şöyle buyurdu: “Ey Âdem! Benden bazı dileklerde bulundun. Ben bu dileklerini senin için kabul ettim. Senin zürriyetinden bu şekilde duâda bulunanların da du âlarını kabul edip, düşünce ve sıkıntılarını yok edeceğim. Kederlerini dağıtıp, mallarını koruyacağım…” Âdem aleyhisselâmın yaptığı bu duâyı okumak, o zamandan bu güne kadar devam etmiş, tavafın bir sünneti hâline gelmiş tir. Kâbe daha sonra Nuh tufanında yıkılmış ve temelleri kalmıştı. Kâbe’nin, Nuh tufanından sonra ibrahim aleyhisselâma kadar yeri belirsiz olup, yalnız bulunduğu saha bilinmekteydi. Bu bölge kırmızı topraklı ve sel sularının yükselemeyeceği kadar tümsek bir tepe durumunda idi. ibrahim aleyhisselâm yeniden inşa edinceye kadar böyle kaldı. Resullerin ilki Âdem aleyhisselâm ve Hazreti Havva, daha sonra şam’a geldiler. Burada evlatları çoğaldı. Neslinden kırk bin kişiyi gördü. Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Kendisi aynı zamanda ilk din getiren, yani resul peygamberdi. “Ülül’azm” denilen altı büyük peygamberden ilkidir. Bazı sapıklar Hazreti Âdem’in resul olduğuna inanmamaktadırlar. Hazreti Âdem’in peygamber olduğuna inanmayan dinden çıkar, kâşr olur. Hadisi şerifte buyuruldu ki: Resullerin ilki Âdem’dir…. Cebrail aleyhisselâm kendisine on iki defa geldi. Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; iman edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül [Boy abdesti] almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, ilaçlar, hesap, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca şzik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. Hazreti Âdem ve çocukları şehirlerde ya şarlardı. Okumayazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik gibi sanatları vardı. Otla değil, buğ daydan ekmek yapıp, onunla beslenirlerdi. Altın üzerine para dahî basılmış, maden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı. Hâbil ve Kâbil Hâbil ve Kâbil, Âdem aleyhisselâmın oğullarından ikisiydi. Peş peşe birer kız kardeşle ikiz olarak doğmuşlardı. Beraber ya şayıp, beraber büyüdüler. Âdem aleyhisselâmın ilk çocuğu Kâbil ve ikincisi onun ikiz kız kardeşi Aklimâ idi. Bunlardan sonra Hâbil ve sonra ikizi olan Lebûdâ doğdu. Büyüdükleri zaman, Allahü teâlâ, Hazreti Âdem’e, Kâbil’i, Hâbil’in; Hâbil’i de Kâbil’in ikiz kız kardeşi ile evlendirmesini emretti. Âdem aleyhisselâm zamanında, insanların çoğalması lazımdı. Bunun için, bir erkeğin kendi kız kardeşi ile evlenmesi helal idi, caiz idi. insanlar çoğalınca, buna lüzum kalmadı. Allahü teâlâ haram kıldı. Kâbil’in ikiz kızkardeşi, Hâbil’inkinden daha güzel idi. Bu sebeple Kâbil, Hâ bil’in kendi ikiz kız kardeşi ile evlendirilmesine razı olmadı. Hatta dedi ki:  Ben, kardeşim ile evlenmeye daha lâyıkım. Bunun üzerine Hazreti Âdem, Kâbil’e, “Kızkarde şin sana helal değildir” dedi. Fakat Kâbil, babası Hazreti Âdem’in sözünü kabul etmedi ve düşüncesinde ısrar etti. Kâbil, Allahü teâlânın, babasına böyle bir evlendirmeyi emrettiğine inanmadı. Âdem aleyhisselâm, Allahü teâlânın emrinin böyle olduğunu, buna uymak gerektiğini, Kâbil’e îzah etti. Fakat Kâbil bunu kabul etmedi. Bu durum karşısında Âdem aleyhisselâm, Kâ bil ile Hâbil arasındaki ihtilafı hâlletmek için buyurdu ki:  Allahü teâlâ her şeyi bilendir. Bu işi hâlletmek için bir şey adayınız! Hâbil çobanlık, Kâbil de rençberlik yapardı. Hâbil koyunları arasından en güzel bir koç seçip getirdi. Kâbil ise buğdayları arasından en kötü kı sımları toplayarak bir bağ buğday getirdi. Bu hususta da çok hasis davranmıştı. Hâbil ve Kâbil, Âdem aleyhisselâmın tavsiyesi üzerine, adaklarını getirip, bir dağ üzerine koydular. Hâbil’in koçu üzerine gökten beyaz bir ateş inip, yaktı. Böylece Hâbil’in adağının kabul edildiği ve Kâbil’in haksız olduğu anlaşıldı. O zamanlar, Allahü te âlâ, ilâhi bir hikmetle, kabul buyurduğu adak üzerine bir ateş gönderir, ateş onu yakıp, yok ederdi. Kabul olunmayan adak ise, olduğu gibi kalırdı. Bu durum israiloğulları zamanına kadar böyle devam etti. Bundan sonra Allahü teâlâ, kimin adağı nı kabul edip etmediğini kıyamete kadar gizledi. Kâbil kendi adağının kabul edilmediğini ve haksız olduğunu anladığı hâlde, ilâhi hükme karşı gelip, haksızlığa dalıyor, nefsine zulmediyordu. Kardeşi Hâbil’e karşı, duyduğu derin bir kıskançlık ve nefret ile düş manlık besliyordu. Hatta ona diyordu ki:  Yemin ederim ki, seni öldüreceğim! Hâbil ise gayet yumu şak davranıyor, karşılık vermiyor ve Kâbil’e nasihat ederek diyordu ki:  Eğer sen, öldürmek için bana el uzatırsan, ben seni öldürmek için el kaldırmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allahtan korkarım. Kâbil, Hâbil’in yumu şak davranmasını anlayacak ve onun doğru sözlerini kabul edecek hâlden uzak olduğu için, Hâbil’e karşı olan tutumunu de ğiştirmedi. Onu öldürmeye kararlı idi. Âdem aley hisselâmın hacca gittiği bir sırada, Kâbil ıssız bir yerde, elinde bir taşla Hâ bil’in yanına gitti. Hâbil, o sırada sürülerinin başında bulunuyordu. Kâbil, Hâbil’e dedi ki:  Seni mutlaka öldüreceğim!  Niçin?  Sen, benim güzel kızkardeşimle evleniyorsun, ben ise senin güzel olmayan kızkardeşin ile evleniyorum. Hem ebeveynim, senin benden daha üstün olduğunu konuşuyorlar. Bunun üzerine Hâbil şöyle cevap verdi:  Eğer böyle bir şey yaparsan, büyük suç ve gü nah işlemiş olursun. Yerin de cehennemdir ve zâ limlerin cezası budur. Hâbil, böyle söylemekle kardeşine nasihat etti. Onu uyandırmak, kardeşini öldürme işini yapmaktan sakındırmak istedi. Böylece, hem kendisi öldürülmekten ve hem de kardeşi böyle bir günahı işleyip, günahkâr olmaktan kurtulacaktı. Zira o, Allahü teâlânın emrine muhalefet edenlerin, Allahü teâlânın huzurunda mahcup olacaklarını biliyordu. Kâbil, Hâbil’in sözlerini ve nasihatlarını dinlemedi. şeytanın vesvesesine uyarak Hâbil’i öldürmek için kararlı ve ısrarlı davranıyordu. Nihayet onu öldürmek için harekete geçti. Kâbil, ıssız bir yerde, kardeşi Hâbil’i öldürmeye teşebbüs ettiğinde, nasıl öldüreceğini bilemiyordu. Bu sırada şeytan, insan kılığına girerek karşısına çıktı. Bir kuş tutup, kuşun başını taş üzerine koydu. Başka bir taş daha alıp kuşun başına vurarak, başını ezmek suretiyle öldürdü. Böylece Kâbil’e, kardeşi Hâbil’i nasıl öldüreceğini gösterdi. Kâbil bu hâli görüp, kardeşini aynı şekilde öldürmek üzere harekete geçti. Hâbil’i uyurken, ba şına bir taş ile de vurarak şehit etti. Yeryüzünde dö külen ilk kan budur. ilk şehit Hâbil, ilk katil de Kâbil oldu. Böylece Kâbil ilk kö tü çığırı açan kimse oldu. Bu sebeple kıyamete kadar, haksız yere insan öldüren herkesin günahına Kâbil ortak oldu. Bunun gibi, kim kötü bir çığır açarsa, o çığır devam etti ği müddetçe, ona da gü nah yazılır. Nitekim hadisi şerifte buyuruldu ki: (Zulüm ile öldürülen her insanın kanından, gü nahından, Âdem’in birinci oğlu Kâbil’e bir pay ayrılır. Çünkü cinayeti âdet edenlerin önderi odur.) Kâbil’in kardeşini öldürmesi hususunda Kur’anı kerimde de şöyle buyuruldu: (Nihayet Kâbil, nefsine uyarak kardeşi Hâbil’i öldürmeye kalkışmış ve sonra onu öldürmüştü. Böylece ziyana uğrayanlardan olmuştu.) [Maide 30] Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürünce, cesedini ne yapacağını bilemedi. Önce onu bir sahraya bıraktı. Yırtıcı kuşlar Hâbil’in cesedi üzerine hücum etti. Bunun üzerine Kâbil, Hâ bil’in cesedini bir torbaya koyup, sırtına aldı ve taşı maya başladı. Ceset sırtında, ne yapacağını bilmez bir hâlde iken, yırtıcı kuşlar da cesedi yere bı rakmasını bekleyerek, üzerinde dolaşıyordu. Kâbil böyle şaşkın bir hâlde iken, Allahü teâlâ iki karga gönderdi. Bu iki karga birbirine hücum edip, dövüştüler ve neticede karganın biri, diğerini öldürdü. Sonra da öldüren karga, ayakları ve gagasıyla yeri kazıp, öldürdüğü kargayı yere gömdü. Kâbil, bu hâdiseyi gö rerek, Hâbil’in cesedini ne yapacağını öğrendi. Kâbil kendi kendine; “Bana yazıklar olsun. Karga kadar olmaktan âciz kaldım” dedi. Hâbil’in cesedini yere gömdü. Bu husus Kur’anı kerimde mealen şöyle bildirilmiştir: (Allahü teâlâ, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için, bu karga kadar olmaktan âciz kaldım” dedi de, yaptığına pişman oldu.) [Mâide 31] Kâbil’in bu pişmanlığı tevbe değildi. Karga kadar akıl edemediği için idi. Yoksa tevbesi kabul olurdu. Âdem aleyhisselâm bu hâdiseye pek ziyade üzüldü. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm, onu teselli için geldi ve; “Allahü teâlâ yakında sana bir evlat verecek ve ahir zaman peygamberi Muhammed aleyhisselâm onun neslinden gelecek” müjdesini getirdi. Bu şît aleyhisselâm idi. Bu sebeple ismi şît, yani Allahü teâlânın ihsanı, hediyesi manasınadır. Âdem aleyhisselâmın bütün çocukları ikiz doğ duğu hâlde, şît aleyhisselâm tek doğdu. Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürdükten sonra peri şan, uykusu ve huzuru kaçmış bir hâlde idi. Bü yük bir günah işlediğinden ve çok kötü bir iş yapmış olduğundan dolayı, çok bedbaht idi. Babasına karşı mahcuptu. Cezadan korkuyordu. Ateşperestlik ortaya çıktı Kâbil, evlenmek istedi ği ve bu sebeple kâtil olduğu kızkardeşini de alıp, uzaklara kaçtı. Yıllarca avâre ve başıboş dolaştı. Rivayet edildiğine göre, şeytan, Kâbil’in karşısına çıkıp dedi ki:  Kardeşin Hâbil ile adak takdim ettiğinizde, Hâbil’inkine ateş isabet edip yakması ve onun adağının kabul olunması, Hâbil’in ateşe tapması sebebiyledir. Sen de kendin için ve senden sonra gelecek neslin için bir ateş yak, ona tap! şeytan böyle söyleyerek Kâbil’i aldattı. Kâbil de bir yer yapıp, orada ateş yakarak tapmaya başladı ve böylece ateşperestlik ortaya çıktı. Kâbil’in çocukları ve nesli azgın bir topluluk hâlini alıp, kendilerine, çeşitli çalgı aletleri yaptı lar. Oyun, eğlenceye daldılar. içki içtiler, ateşe taptılar, fuhuş ve zina yaptı lar. Nihayet Allahü teâlâ, onları, Nuh aleyhisselâm zamanında, tufanda suda boğup helak etti. Hâbil ve Kâbil kıssası hakkında Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Ey insanlar! Âdem’in iki oğlu sizin için nümunedir. Siz, o ikisinden hayırlı, iyi olanına, Hâbil’e benzeyiniz! şerli, kötü olanına, Kâbil’e benzemeyiniz!) Âdem aleyhisselâmın mucizeleri Âdem aleyhisselâm, yırtıcı hayvanlar ile konu şurdu. Bu mucizesinin sebebi şöyledir: Âdem aleyhisselâm, evladından bir kabileye uğrayıp, onlarla görüşmüştü. Bu kabile, dağda yaşayan vahşî hayvanların, kendilerine musallat olduğunu bildirip, şikayet etmişlerdi. Âdem aleyhisselâm, o civarda bulunan yırtıcı hayvanları çağırdı. Hepsi toplandı. Bu vahşî hayvanları, “Evladıma niçin eziyet verip, rahatsız ediyorsunuz” diyerek azarladı. Toplanan vahşî hayvanlar dile gelip, dediler ki:  Bunlar arasında gıybet, nemîme [koğuculuk, söz taşımak] gibi kötü huylar yayıldığı için, biz onlara eziyet ediyoruz, sı kıntı veriyoruz. Bunun üzerine Âdem aleyhisselâm, evlatlarına, iyi geçinmelerini, birbirleriyle çekişmemelerini emretti. O kabile de gıybet, dedikodu gibi kötü huyları terkedip, iyi geçindiler. Bundan sonra hayvanlar onlara zarar vermedi. Âdem aleyhisselâm uzak bir yere gitmek isteyince, mesafeler kısalır ve oraya kısa zamanda ula şırdı. Âdem aleyhisselâm Hazreti Havva ile cennetten yeryüzüne indirildi ğinde, kendisi Seylân (Serendip) adasına, Hazreti Havva da Cidde’ye indirilmişti. Aralarındaki mesafe çok uzaktı. Âdem aleyhisselâm yasak edilen ağaçtan yemesi sebebiyle, cennetten çıkarıldığı için, hem de Hazreti Havva’dan ayrı kalmanın acısıyla tevbe edip, Allahü teâlâdan af diledi. Tevbesi kabul olduktan sonra, Hazreti Havva ile buluşmak için Allahü teâlâya duâ etti. Allahü teâlâ duâsını kabul edip, ona uzun mesafeleri kısa zamanda alma mucizesini verdi. Böylece uzaklıklar yakın kılındı. Kısa zamanda Hindistan’dan Mekke’ye vardı ve Arafat ovasında Hazreti Havva ile buluştu. Kavuştukları bu ovaya, orada buluşmalarından dolayı Arafat denilmiştir. Âdem aleyhisselâm, Kâbei muazzamayı yaptıktan sonra, Hindistan’a gidip orada dünya işlerinden ziraat, ticaret yapıp, evlatlarını yetiştirmekle meşgul oldu. Peygamber olduğu bildirilince, Allahü teâlânın emirlerini tebliğ etti. Bu sıralarda evladı ve torunları çoğalmıştı. Bunlar, birbirleriyle gayet iyi geçiniyorlar ve mesut bir hayat yaşıyorlardı. Âdem aleyhisselâmın evladından Kâbil, Hâbil’i şehit edince, aralarında bir karışıklık çıktı. Kâbil oradan kaçıp gitti. Aradan kırk sene geçmişti. Kâbil’in evlatları haramlara dalıp, kötü işlerle meşgul oluyordu. Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâma Kâbil’in evlatlarını dine davet etmesini emretti. Âdem aleyhisselâm, onları dine davet edince, mucize istediler. Bunun üzerine Âdem aleyhisselâm mü barek elini büyük bir ka peygamberler tarihi ansiklopedisi 46 ÂDEM ALEYHiSSELÂM yaya dokundurdu. Dokunur dokunmaz kayadan birdenbire hâlis bir su fış kırmaya başladı. Bu mucize üzerine çoğu iman etti. Sonra o suyun çevresinde ziraat ve sanatla meş gul oldular. Hazreti Âdem’in vasiyeti Âdem aleyhisselâmın yaşı, boyu kesin olarak bildirilmedi. Âdem aleyhisselâm, bir cuma günü vefat etti. Âdem aleyhisselâm vefatına kadar evlatları arasında kaldı. Onlara Allahü teâlânın emrettiği şeyleri bildirdi. Kırkbin evladını gördü. Vefat etmeden önce, onbir gün hasta yattı. Bu sırada evlatlarını toplayıp, onlara nasihatlar yaptı. Allahü teâlânın emirlerine uymalarını tembih etti. Oğulları arasından şît aleyhisselâmı yanına ça ğırıp, ona vasiyetlerini bildirdi. şît aleyhisselâm ikiz olmayıp, tek doğan oğlu idi. Âdem aleyhisselâmın oğullarından Kâbil haset ve kıskançlığı sebebiyle kardeşi Hâbil’i öldürünce, Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâma bir evlat daha vererek teselli etti. Bu evladının ismi, Allahü teâlâ nın ihsanı manasına gelen, şît aleyhisselâm idi. Muhammed aleyhisselâmın nuru, Âdem aleyhisselâmdan şît aleyhisselâma intikal ederek, alnında parlıyordu. Âdem aleyhisselâm vefat etmeden önce, Cebrail aleyhisselâm gelip, oğlu şît’e vasiyette bulunmasını ve onu, yerine halef kılması nı söyledi. Âdem aleyhisselâm, oğlu şît aleyhisselâmı yanına çağırıp, gece ve gündüzdeki kıymetli vakitleri ve bu vakitlerde yapılması gereken ibadetleri öğ retti. Nuh aleyhisselâm zamanında vuku bulacak tufanı önceden ona bildirdi. Tufandan sonraki vuku bulacak hadiseleri de haber verdi. Vasiyetini yazıp şît aleyhisselâma verdi. Sonra da dedi ki:  Bu bilgileri Kâbil evlatlarından gizli tut, onlara bildirme! Çünkü Kâbil, hasedi sebebiyle kardeşi Hâ bil’i katletti. Onun evlatları da sana haset edip, seni öldürmeye kalkışırlar! Bu emir üzerine şît aleyhisselâm, babası Âdem aleyhisselâmın kendisine bildirdiği bu hususları gizli tutup, açıklamadı. Âdem aleyhisselâmın, vefat etmeden önce oğlu şît aleyhisselâma yaptığı en önemli vasiyetlerden biri şöyle idi: “Yavrum! Bu alnında parlayan nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nurudur. Bu nuru, mümin, temiz ve aşf hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyette bulun! Ey oğlum! Benden sonra halifemsin. Allahü teâlâyı ne zaman anarsan, Onunla beraber Muhammed aleyhisselâmın ismini de söyle! Çünkü Onun ismini, ben ruh ve beden arasında iken, Arş’ın altında gördüm. Sonra semaları dolaştım. Semanın her tarafında Onun isminin yazılı oldu ğunu gördüm. Rabbim beni cennette bulundurdu. Cennette gördüğüm her saray ve her odada Muhammed aleyhisselâmın ismi yazılı idi. Yine Onun ismini, hû rîlerin boyunlarında, cennet kalelerinde, Tûba ağacı ile Sidretülmüntehâ yapraklarında, meleklerin gözleri arasında yazılı olarak gördüm. Onun için Muhammed aleyhisselâmın ismini çok an! Çünkü melekler Ondan her an bahsederler.” Âdem aleyhisselâm son tenbihlerini yapıp, bu vasiyeti, onun da çocuklarına yapmasını bildirdi. Hazreti Âdem’in vefatı Âdem aleyhisselâmın hastalığı ilerleyince, Cebrail aleyhisselâm gelerek, Hazreti Âdem’in hâlini sordu. ikisi konuşurlarken, Azrail aleyhisselâm edeple içeri girip, selam verdi ve dedi ki:  Hak teâlâ selam eder ve evladına senden ötürü baş sağlığı diler. Hazreti Havva bir köşede oturmuş ağlıyordu. Âdem aleyhisselâm dedi ki:  Ey Havva, buradan git! Beni, Rabbimin melekleriyle başbaşa bırak! Sonra yüzünü Cebrail aleyhisselâma çevirdi ve, “Ya Cebrail, ben ölüm şerbetini içer, Rabbime kavuşurum” deyince, Âdem aleyhisselâmın bu hâline Cebrail aleyhisselâm da ağladı. Âdem aleyhisselâm üzüldü. Bütün melekler ağlaştılar. O anda; “Ey Âdem, yukarıya bak” diye bir ses işitti. Yukarıya baktı ve cenneti gördü. Hak te âlâ hazretleri, Onun için hazırladığı nimetleri gösterdi. Âdem aleyhisselâm, Hazreti Azrail’e dedi ki:  Ey Azrail, çabuk gel ve canımı almada acele et! Zira canım cananı çok istiyor ve ruh kuşum, ten kafesinden vatanına uç mak diliyor. Azrail aleyhisselâm yaklaştı. Cebrail aleyhisselâm dedi ki:  Ey Azrail! Âdem aleyhisselâmın ne kadar aziz, büyük olduğunu bilirsin. Bu hususta çok yumuşak hareket etmen lazımdır. Azrail aleyhisselâm hiç incitmeden Âdem aleyhisselâmın ruhunu aldı. Böylece canı canana kavuşturdu. Cebrail aleyhisselâm, Âdem aleyhisselâ ma bir gömlek giydirdi. şît aleyhisselâma yıkamayı öğretti. Yıkayıp kefenlediler. Cebrail aleyhisselâm, şît aleyhisselâmı imam yapıp, dört tekbir ile bugünkü gibi cenaze namazını kıldılar ve defnettiler. Hadisi şerifte buyuruldu ki: (Âdem aleyhisselâm vefat edince, melekler su ile üç defa yıkadılar. Onu defnettiler. Sonra çocuklarına dönerek; “Ey Âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız” dediler.) Peygamber efendimiz, Mirac gecesi, birinci kat semada, Âdem aleyhisselâmın ruhaniyeti ile gö rüşmüştür. Yeryüzünde ilk tevbe eden ve ilk tevbesi kabul olunan Hazreti Âdem’dir. Allahü teâlâ, Hazreti Âdem’in tevbesini kabul ettiği zaman, melekler onu tebrik ettiler. Cebrail ve Mikail aleyhimesselam yanına inip dediler ki:  Ey Âdem! Gözün aydın, Allahü teâlâ tevbeni kabul etti. Bunun üzerine, “Ya Cebrail! Bu tevbemden sonra ben tekrar hesaba çekilirsem hâlim ne olur” deyince, Allahü teâlâ Hazreti Âdem’e şöyle vahyetti:  Ey Âdem! Senin zürriyetine, tevbeyi miras bı raktım. Onlardan bana, kim senin gibi duâ ederse, senin yalvarmanı kabul ettiğim gibi, onlarınkini de kabul ederim. Kim benden isterse, ona veririm. Çünkü ben, kulları ma yakınım ve onların isteklerini geri çevirmem.

Hazreti Âdem’in hususiyetleri Âdem aleyhisselâmın bazı hususiyetleri vardır:

1 Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı kudretiyle topraktan, babasız yarattı.

2 Allahü teâlâ, bütün mahlûkat içinde en son insan nevini, insanlardan da ilk olarak Âdem aleyhisselâmı yarattı.

3 Âdem aleyhisselâm en güzel surette yaratıldı.

4 Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâma, aksırınca; “Yerhamüke Rabbüke” (Rabbin sana merhamet etsin) buyurarak, Âdem aleyhisselâma hamdetmeyi telkin etti. Bu durum hadisi şerişerde bildirilmiştir

5 Âdem aleyhisselâm ve bütün nesli için, Allahü teâlânın rahmeti gadabını aştı.

6 Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmı yarattıktan sonra, hiç ameli olmadığı hâlde onu cennete koydu.

7 Allahü teâlâ cennette bir ağacın meyvesi hariç, her şeyi ona mübah kıldı.

8 Allahü teâlâ, her şeyin ismini ve faydasını ona öğretti.

9 Onu insanlığın babası kıldı. ismi dünyada Ebü’lBeşer, cennette Ebu Muhammed’dir.

10 Allahü teâlâ, meleklere, ona doğru secde etmelerini emretti. Bu secde, Âdem aleyhisselâ ma değildir. Allah için Kâ be’ye doğru secde yapıldığı gibi, Allah için, Âdem aleyhisselâma doğru yapılmıştır.

11 Allahü teâlâ, Onu yeryüzünde kendine halife kıldı.

12 Âdem aleyhisselâ mın meleklerden üstün olduğunu, meleklere bildirdi.

13 şeytan çok ibadet ve taat etmiş olmasına rağmen, Allahü teâlâ şeytanı, Âdem aleyhisselâ ma secde etmediği için ebediyen tard etti, kovdu.

14 ilk hamd eden Âdem aleyhisselâmdır.

15 ilk tevbe eden Âdem aleyhisselâmdır.

16 ilk seçilen ve yeryüzünde Allahü teâlânın ilk peygamberidir.

17 Zürriyetinden cennetlik ve cehennemlik olanları ayırarak, cehennemlikleri kıyamet günü o cehenneme gönderecektir. Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Allahü teâlâ kıyamet gününde şöyle buyurur: “Ey Âdem kalk! Zürriyetinden binde dokuz yüz doksandokuzunu cehenneme, birini de cennete ayır.”) Eshabı kiram bunu işitince, yere kapanıp ağlamaya başladı. Resulullah buyurdu ki: (Başınızı kaldırın, nefsim yedi kudretinde olan Allaha yemin ederim ki, ümmetim, ümmetler içinde siyah öküzün cildindeki beyaz tüy gibi azdır.) Peygamber efendimiz böyle buyurarak, ümmetinin diğer ümmetlerden daha üstün olduğunu, ibadet yapılırsa, kurtulma ümidinin fazla olduğunu bildirdi.

18 Yusuf aleyhisselâ ma, Âdem aleyhisselâ mın güzelliğinden yarısı verilmiştir. Hazreti Âdem, çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday renkliydi. Hazreti Havva da böyle idi. Hazreti Âdem’in hiç sakalı yoktu. insanlarda ilk sakalı çıkan şît aleyhisselâmdır.

19 Bir gün Cebrail aleyhisselâm Âdem aleyhisselâma gelip, ben sana üç şey getirdim. Birini seç al, dedi. Âdem aleyhisselâm, onlar nedir ey Cebrail? Diye sordu. Cebrail aleyhisselâm, akıl, hayâ ve din, dedi. Âdem aleyhisselâm, aklı seçtim, dedi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm, hayâ ile dine, “aklı seçti. Siz dönüp gidin” dedi. Onlar, biz her nerede olursa olsun, akıl ile birlikte bulunmakla emr olunduk, dediler ve aklın yanından ayrılmadılar. Âdem aleyhisselâm aklı seçmekle üçü ne de sahip oldu.

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.