Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.SALiH ALEYHiSSELÂM

3 sene önce
701 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

HZ.SALiH ALEYHiSSELÂM

Hûd aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği Âd kavmi, âsi olup, şiddetli rüzgârla helâk edilince; iman ettikleri için bu azaptan kurtulan müminler, kendilerine yeni yurtlar bulmak için çe- şitli bölgelere dağıldılar. Bu büyük felâketten kurtulanlardan birisi de, Nuh aleyhisselâmın oğlu Sam’ın neslinden gelen Semud idi. Semud ve beraberindekiler, fiam ile Hicaz arasında bulunan Hicr mevkiinde yerleştiler. Semud’un torunları, bu beldeden ayrılıp, Âd kavminin helâk edildiği yerlere göç ettiler. Semûd kavmi Âd kavminin helâkinden sonra, Semud kavmi onlara halef oldu. Onların yurtlarına yerleşip, imar ettiler. Burada çoğalan Semud’un torunları, önce bir kabile, sonra da büyük bir kavim, topluluk oldular. Dedeleri Semud’a nisbetle, bunlara Semud kavmi denildi. Kur’an-ı kerimde, “Eshab-ül-Hicr” şeklinde zikredilen bu kavim, Âd kavminin devamı olması ve onun yerini alması sebebiyle ikinci Âd diye de anıldı. Semud kavmi on kabile olup, çoğalarak, nüfusları kendilerinden önce yaşayan Âd kavmi kadar oldu. Bu kavim tıpkı Âd kavmi gibi taşları yontup, dağları oyarak kayalara, tepelere saraylar yapıp, ovalara köşkler kurup, bağlar, bahçeler meydana getirdiler. Allahü teâlâ Âd kavmi gibi bunlara da bol nimet ve çok uzun ömür verdi. Meskenlerinde her türlü nimetler içinde yüzüp, üç- yüz sene ile bin sene arasında ömür sürdüler. Önceleri bu nimetlere şükrederlerken, sonraları unutup terkederek, zevk ve sefaya düştüler. Üstelik peygamberler tarihi ansiklopedisi 196 SALiH ALEYHiSSELÂM kabile reisleri başta olmak üzere, zulüm ve haksızlığa dayalı çeteler kurup, karışıklıklar çıkardılar. insanları ifsat ettiler ve putlara tapmaya başladılar. Kavmin içinde iman sahibi olup, daha önce gönderilen Hazreti Hûd’a inananlar, Semudlulara, Allahü teâlânın Âd kavmini isyanları sebebiyle nasıl helâk ettiğini anlattılar. Reisleri olan Halcan’ın yaptıklarını ve Hazreti Hûd’un onlara olan nasihatlerini hatırlattılar. Çok kere bunu dinleyen Semudlular dediler ki: – Âd kavmi kendilerine sağlam binalar yapmadıkları için helâk oldular. Zira onlar, evlerini ve çadırlarını kumlar üzerine kurduklarından, esen rüzgâr, evlerini ve kendilerini aldı götürdü. Biz ise dağ- larda kayaları oyup, sağ- lam, kapıları demirden olan evler yapıyoruz. Rüzgâr onları yıkamaz ve bizlere de zarar veremez. Biz kendi ilâhlarımıza, putlarımıza sımsıkı bağlıyız. Onlara her zaman hizmet eder, kurbanlar keseriz. Kavmin reisi Cenda idi. Semudlular birgün toplanıp, reisleri Cenda’ya geldiler ve dediler ki: – Biz kendimiz için ibadet edeceğimiz ilâhlar yapmak istiyoruz. Öyle ki, onun bir benzerini Âd kavmi görmemiştir. Nuh’un (aleyhisselâm) kavmi de görmedi. Bu hususta fikrinizi almaya geldik. Bunun üzerine, Cenda, onlara izin verip, sanatları olan kaya oymacılığı işinde çalışmalarını söyledi. Semudlular Kesib adındaki dağa çıkıp, bü- yük bir kayayı yonttular. Ona; göz, sığır göğsü gibi bir göğüs, at ayağı gibi ayaklar yapıp, altın ve gü- müş ile kapladılar. Başına da altından yapılmış bir taç koydular. Ayrıca çeşitli mücevherlerle donatıp, karşısına geçerek secdeye kapandılar. Semud kavmi, kendi elleri ile yaptıkları puta kurbanlar adayıp kestiler. Sonra reislerine gidip, onu hazırladıklarını söylediler ve tapınmak için gelmesini rica ettiler. Reisleri Cenda da onların davetini kabul ederek, büyük küçük her kabilenin, reisleriyle beraber, putların yanında toplanmalarını emretti. Çok süslü bir binekle putun önüne gelen Cenda, atından inip secdeye kapandı. O zaman beraberindekiler de yerlere kapandılar. Daha sonra Cenda, bu put için; büyük bir binanın inşa edilerek altın ve gümüşlerle süslenmesini, yerlerin ipeklerle döşenmesini, bir de putlar koymak ve kandiller yakmak için puthane çevresinde çok sayıda evlerin yapılmasını emretti. O zaman aralarında bulunan Rabab isimli birisi dedi ki: – Ey reisim! Bu ilâhlara hizmet edecek eşraftan kimseler lazımdır. Cenda şöyle cevap verdi: – Semud kavminden nesep, şeref ve her bakımdan üstün kimseleri, puthanemizin hizmetine tayin ettim. Böylece, oraya hizmet- çiler ve çok miktarda altın tahsisi yapıldı ve Semudlular, buradaki putlara tapmaya başladılar. Çeşitli isimlerle andıkları putlarına uzun seneler taptılar. Yıllar uzadıkça uzadı ve sürüp gitti. Öyle ki, küçükler ihtiyarladı. Semud kavmi de küfür ve fesatta alabildiğince ileri gitti. Aynı zamanda mal, mülk ve servetler içinde yüzdüler. Hayvanları vadileri doldurdu. Ağaçlar senede iki defa meyve verdi. Her türlü dünya nimetlerine gark oldular. Ahlâksızlık ve zina çok yayıldı. Öyle ki, kadın erkeği zinaya davet ederdi. Emaneti korumak kalmadığı gibi, yalan, haksızlık, adam öldürme gibi günah işlemede adeta birbirleriyle yarıştılar. Allahü teâlânın ikram ve ihsan ettiği bu nimetleri ve bolluğu putlarından bilip, günden güne küfürlerinde azdılar. Semud kavmi, küfür ve fesat üzerinde iken, Salih aleyhisselâm dünyayı teşrif etti. Salih aleyhisselâm, Semud’un orta hâlli bir ailesine mensup idi. Fakat nesep, soy itibariyle kavminin en şereşisi idi. Babası Ubeyd muhterem bir zat idi. Salih aleyhisselâmın dünyayı teşrifinden önce, babası Ubeyd, birgün puthane önünden geçerken, kendinde tuhaf bir hâl hissetti. Evine gelip uyuduğu zaman, gaipten şu sesleri duydu: Hak geldi, bâtıl yıkıldı, Allahü teâlânın kulu ve peygamberi Salih aleyhisselâm dünyaya gelecektir. Allahü teâlâ onunla insanlara kurtuluş yolunu bildirir. Ubeyd bundan korktu. Başına bazı şeyler geleceğini anladı. Başka birgün puthane önünden geçerken putlardan sesler gelip; “Senin nesebinde, Allahü teâlânın dünyaya getirip, peygamberlik vereceği bir zat var” dendi ve o anda, kuvvetli bir rüzgâr esti. Bütün putlar yüzüstü düşüp, büyük putun ba- şındaki taç yuvarlandı. Bu hadise üzerine Ubeyd, kavminin kendisine zarar vermesinden korkup, kavminden uzak durdu. Salih aleyhisselâm dünyayı teşrif edince, kara, deniz ve sahralarda, ilâhi bir ses, onun doğumunu müjdeledi. Do- ğum gecesinde, rahmet melekleri yeryüzüne indi. Semud’un putları da yüzüstü devrildiler. Puthaneye bakan Semudlu, derhal gidip hadiseyi haber verdi. Reisleri Cenda ve ileri gelenler hemen puthaneye gittiler.

      Putlarının ne hâle geldiğini görünce, daha da şaşırdılar. Hep birlikte büyük putu kaldırarak, başına tacını yeniden koydular. Elleri ile kaldırdıkları putlarına tapmaya devam ettiler. Semudlular büyük bir bayram gecesinde eğlenirken, bütün ağaçlar, Allahü teâlânın izniyle dile gelerek dedi ki: – Ey Semud kavmi! Niçin ibret alan kimseler de- ğilsiniz? Allahü teâlâ size senede iki defa, ağaçları- nızda meyveler veriyor. Siz ise; hâlâ çeşit çeşit ve bol bol nimetler gönderen Allahü teâlâya değil de, putlarınıza ibadet ediyorsunuz. Bunu duyan Semud kavmi, bu duruma öfkelenerek, meyve ağaçlarını kestiler. Ancak bu defa ehlî hayvanlar dile gelerek aynı sözleri söylediler. Semudlular hayvanları da kesmeye başladılar. Sonra dağlardaki vahşî hayvanlar, Allahü teâlâ- nın izniyle dile gelip seslendiler: – Ey Semudlular! Size yazıklar olsun! Niçin ağaçları kesiyor, neden o hayvanları öldürüyorsunuz? Onlar doğru söylediler. Bunun üzerine Semudlular, silahlarına sarı- lıp, vahşî hayvanların pe- şine düştüler. Hayvanlar hem kaçıyor, hem de diyorlardı ki: – Bizim Rabbimiz, sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allahü teâlâdır. Ya Rabbi! Semud kavmi senin verdiğin bol nimetlere şükretmediler. Nimetleri vereni inkar edip, sana değil, kendi elleriyle yaptıkları putlara taptılar. Yeryüzüne zulüm ve fesadı yaydılar. Ya Rabbi! Sen mutlak adalet sahibisin. Hâkimsin. Sen yeryüzünü kulun ve peygamberin Salih aleyhisselâm ile ıslah eyle! Ya Rabbi! Onunla fesadı kaldır! Semud kavminin insanları, bu sözleri işittikleri hâlde, ibret alacakları yerde küfür ve inatlarında daha da şiddetlendiler. Yüzü beyaz, yanakları kırmızı olan Salih aleyhisselâmın çok güzel bir sureti vardı. Tatlı sözlü olup, çok fasih, düzgün konu- şurdu. Büyüdükçe, kavminin sevgisini kazandı. Herkesle iyi geçinmesi, güleryüzlülüğü, fakir ve düşkünlere yardımı, zayışarı koruması, hastaları ziyareti ve başka olgun hâlleri ile bütün insanlar tarafından sevildi ve takdir gördü. Semudlular, “Bunda büyük bir kabiliyet var, ileride çok istifade ederiz” dediler. Bu yüzden putlara tapmayışına ses çıkarmadılar. Salih aleyhisselâmın her geçen sene olgunluğu artıyor, kavmindeki insanlardan ayrılığı apaçık ortaya çıkıyordu. Yirmi yaşına bastığında, yüzündeki nur ve güzellik çok fazlalaştı. Öyle ki, kimse yüzüne bakmaya tâkat getiremezdi. Otuz yaşına geldiğinde, ilim, hikmet, vakar ve birçok faziletler, üstünlükler ihsan edildi. Salih aleyhisselâm, huy ve yaratılış bakımından, zamanındaki insanların en üstünü olup; ticaretle meşgul olur, çantacı- lık yapar ve elinin emeği ile kazandığını yerdi. Salih aleyhisselamın peygamberliği Salih aleyhisselâm 40 yaşına girdiğinde; Allahü teâlâ sapık Semud kavmini imana davet için, onu peygamber olarak gönderdi. Cebrail aleyhisselâ- ma emrederek, Salih aleyhisselâma gitmesini ve ona peygamber olduğunu bildirmesini, kavmini imana, itaate, Allahtan başka ilâh olmadığına ve kendi peygamberliğini tasdik etmeye davet etmesini bildirdi. Cebrail aleyhisselâm, Hazreti Salih’e geldi. Selam verdi. “Ey Salih! fiimdi kavmini Allahü te- âlâya imana çağır ve tevhide davet et! fiirk ve putlara tapmaktan uzak durmalarını söyle! Allahü teâlânın kendilerine ihsan buyurduğu nimetleri hatırlat! Ayrıca Âd kavminin şiddetli rüzgârda ni- çin ve neden helâk olduklarını sor” dedi ve peygamberliğini tebliğ etti. Sonra da buyurdu ki: – Ey Salih! Sen, Nuh ve Hûd zamanlarında olmayan birçok acayip hâlleri göreceksin. Salih aleyhisselâm bu ilâhi emir üzerine, hemen kavminin reisi Cenda’nın yanına vardı. Reis Cenda onu görür görmez, tarifi imkânsız bir korkuya kapıldı. Salih aleyhisselâm, ona güler yüz ve tatlı dille hitap ederek dedi ki: – Ey Cenda, sana nasihat ederim. Allahü teâlâ, beni, size peygamber olarak gönderdi. Seni ve kavmimi, “Lâ ilâhe illallah” demeye ve beni tasdike, yani Allahü teâlânın kulu ve resulü olduğuma inanmaya çağırıyorum. – Ey Salih! Neler söylüyorsun? Semud kavmi, senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğunu kabul etmez. Kavmime bildireyim bakayım, ne derler? Sen yarın gel. Sonra Cenda, Semud kavminin önde gelenlerini toplayıp, Hazreti Salih’in söylediklerini bildirdi. Kavmin ileri gelenleri dediler ki: – Ey Cenda! Gelsin, bize de söylesin. Söylediklerini biz de duyalım. Ertesi gün, Salih aleyhisselâm oraya teşrif etti. Peygamber olarak gönderildiğini söyleyip, onları Allahü teâlâya imana ve itaate çağırdı ve şu nasihatlerde bulundu: – Ey kavmim! Kendisinden başka ilâh olmayan Allahü teâlâya iman ve ibadet ediniz! Sizi ve her şeyi yaratan Odur. O, babanız Âdem’i (aleyhisselâm) topraktan yarattı. Siz Hazreti Âdem’in evladısınız. Bu topraklarda size uzun ömür ve çok nimetler verdi. Ona tevbe ve istigfârda bulunun! Bu tebliğim için sizden ücret istemem. Bilin ki, benim ücretim, ancak âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlânın üzerinedir. O, tevbeleri kabul edicidir. Salih aleyhisselâm bu şekilde davet ettiğinde, kavminden pek az kimse inandı.

           Çoğunluğu hak dini kabul etmemekte direndiler. Servetlerine güvenip, zevk ve sefa içinde kendilerinden geçip, zulme başvurdular. Salih aleyhisselâma da dediler ki: – Ey Salih! Sen bundan evvel, yani bizi putlara ibadeti terke çağırmadan önce, bizim aramızda ümit edilen, güvenilen bir kimse idin. Sende rüşd ve efendilik alametlerini gö- rüp, bize baş ve işlerimizde danışılan bir kimse olmanı, dinimizi kabul etmeni beklerdik. fiimdi sen, bizi, babalarımızın ibadet edegeldiği putlara ibadetten vazgeçirmek mi istiyorsun? Hâlbuki biz, davet ettiğin Allaha ibadetten şüphe içindeyiz. Salih aleyhisselâm, iman etmeyen kavmine dedi ki: – Ey kavmim! Bana haber verin! Allahü teâlâ bana açık bir mucize ve peygamberlik vermişken, eğer ben Rabbimin emrini tebliğ ve sizi Allahü teâlâya davet etmeyip, Ona asi olursam, beni Onun azabından kim kurtarır? Beni kendinize tâbi kılmakla, bana hüsrandan başka bir şey arttırmazsınız. Semud kavmi, peygamberleri Salih aleyhisselâmın, onları imana davet edip, nasihatte bulunduğu zaman, hep yalanladılar. Hazreti Hûd ve Hazreti Nuh’un inanmayan kavimleri gibi, bahaneler aramaya başladılar. Dediler ki: – O da bizden bir kimse değil mi? Üzerimize bir üstünlüğü olmayan kimseye mi tâbi olacağız? Ona uyduğumuz takdirde dalalete düşer, delilik yapmış oluruz. Aramızda vahye daha layık kimseler var iken, ona mı vahiy olundu? Doğrusu o, yalancı ve kibir sahibidir. Semud kavmi, Salih aleyhisselâmı büyülenmiş, yalancı ve mütekebbir diye itham etmelerine rağmen, Salih aleyhisselâm onları, tatlı dille imana davete ve nasihatlerine devam etti: – Ey kavmim! fiu bulunduğunuz hâlde, bahçeler, pınarlar, ekinler ve latif, hoş tomurcuklanmış hurma ağaçları arasında ve dağlardan yonttuğunuz ve yaptığınız köşkler, saraylar içinde, ölüm ve azaptan emin ve ferah olarak başıboş mu bırakılaca- ğınızı zannediyorsunuz? Allahü teâlâdan korkun, tul-i emelde, uzun emelde olmayın! Artık bana itaat edin! Çünkü, benim emrime, dediklerime itaat, Allahü teâlâya itaattir! Semud kavmi, Hazreti Salih’i iyi bir insan olarak görüyordu. Ancak onun iyiliğini, putlara hizmette görmek istiyorlardı. Salih aleyhisselâm peygamber olduğunu bildirince, bir kısmı dedi ki: – Salih’in maksadı bizi kandırıp, elimizdeki mallara konmaktır. Diğer bir kısmı ise diyorlardı ki: – Hayır, Salih’in bizim malımıza ihtiyacı yoktur. Onun maksadı olsa olsa bize reis olmaktır. Bir başka grup da dedi ki: – Onun reislikte de gö- zü yoktur. Belki akıl hastalığından dolayı böyle birtakım anlaşılmaz şeyler söylemiş olabilir. Daha sonra mel’un şeytan da insan suretinde, onların aralarına girip dedi ki: – Ne garip şey! Daha dün bir çoban gibi aramızda bulunan kişi, şimdi birdenbire korkutucu sözler söylüyor. Bütün putları bir kenara itip, görünmeyen bir mabuda tapmamızı söylüyor. Herkesin kendi etrafında toplanmasını, sözünü dinlemelerini, böylece insanlara daha iyi bir hayat vereceğini söylüyor. Ama nasıl ve neyle? Belli değil. Hepimizin sapık, kendisinin tek başına bize yol gösterici olduğunu söylü- yor. Aklının, hepimizin aklından çok olduğunu ve âlemlerin Rabbi ile irtibatta bulunduğunu iddia ediyor. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Başkalarının yapamadığını o nasıl yapabilir? Yoksa Ay’ı gökyüzünden yere mi indirecek, yoksa yeryüzünü güneşe mi yaklaştıracak? Yoksa ölüyü mü diriltecek? Semudlular şeytanın vesvesesiyle, kalkıp, Salih aleyhisselâma gittiler ve ona dediler ki: – fiimdiye kadar kimsenin ceddinden ve soyundan bir kötülük görmedik. Fakat, sen insanların hayatını perişan edecek sözler söylüyorsun. Sen bu putların hiçbirini kabul etmiyorsun ve karışıklık çı- karmaktasın. Bu yeni sözleri nereden getirdin? Ve görülmeyen mabud seni nasıl vazifelendirmiştir? Söz ve iddia ile bir şey sabit kılınamaz. Eğer doğru söylüyor isen, hiç kimsenin yapamadığı bir işi yapman gerekir. Doğru söz delil ister. Bütün insanları, senin mabudunun yarattığını ve herkesten güçlü olduğunu söylüyorsun. Biz de her şeyi bildiğimizi söylemiyoruz. Yaşadığımız bir dünya vardır. Eğer sen de yeni bir iş yapamayacaksan ve insanlarla aranda yeni bir fark bulunmuyorsa, bu davadan vazgeç.

          Salih aleyhisselâm, onlara şöyle cevap verdi: – Söylediğim her şeyi Rabbimin iradesiyle söylüyorum. Rabbim dilerse, düşündüğünüz bütün şeyler, istediğiniz her alamet meydana gelir. O zaman Semudlular Kur’an-ı kerimde mealen buyurulduğu üzere “Sen, çok sihre, büyüye uğramışsın, dediler.” [fiuara: 153] Salih aleyhisselâm her gün kavmi arasında dolaşır, güler yüz, tatlı dil ve yumuşaklıkla, onları imana davet ederdi. Buna karşılık, kavminin alaylı ve hakaret dolu sözlerine sabreder, cevap vermeyip, üzüntülü bir şekilde inananların yanına dönerdi. Ayrıca kâfirler, müminlerle de her yerde alay ederlerdi. Kavminin kendisiyle ve müminlerle alay edişleri Kur’an-ı kerimde şöyle bildirilmektedir: (imana gelmeyip, kibir üzere olan o kavmin ileri gelenleri, zayıf ve aciz addettikleri müminlerle alay ederek dediler ki: “Siz, Salih’in gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu biliyor musunuz?” Müminler sağlam bir imanla; “Evet, Onun bize ve size peygamber olduğunda şek ve şüphemiz yoktur” dediler. O zaman, o iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler; “Biz, sizin iman ettiğiniz şeye inanmıyor, inkar ediyoruz” dediler.) [A’raf: 75-76] Semudlular kibirde daha da ileri giderek dediler ki: – Ey Salih! Sen, bizi görmediğimiz bir şeye inanmaya çağırıyor, babalarımızın taptığı putları- mızı bırakmamızı söylüyor ve Âd kavminin başı- na gelenlerle korkutuyorsun. Hâlbuki onların evleri, çardakları kumlar üzerine kurulmuştu. Rüzgâr elbette onları yıkar. Bizim saraylarımız öyle olmayıp, dağlara, kayalara oyulmuştur. Rüzgârın kayaları yıkması mümkün değildir. Senin Rabbinin de bize gücü yetmez. O esnada şiddetli bir sesle irkildiler. “Salih aleyhisselâm, hakikaten Allahü teâlânın peygamberidir. Putlar bâtıldır” sesiyle bütün putlar devrildi. Bu hâli açıkça gören Semudlular, iman edecekleri yerde, hayret ve dehşetle, “Bu olsa olsa Salih’in sihridir” dediler. Küfürleri ve düşmanlıkları gittikçe fazlalaşıp; “Salih aramızda doğru bir kişi idi. fiimdi yalanı, sihri, bühtanı, putlarımıza muhalefeti apaçık meydana çıktı” diyerek, küfür ve isyanlarına devam ettiler. Salih aleyhisselâm, bir ara kavminin iman etmesinden ümidini kesip, Rabbine dedi ki: – Ya Rabbi! Bir sefere çıkayım, yolculuğumda salih kimselerle karşıla- şıp, onlarla dost olayım. Hak teâlâ ona izin verdi. Oradan ayrıldı. Birçok yerlerden geçti. Birgün kendini ibadete vermiş bir kişiye rastladı. Ona dedi ki: – Niçin tenhalarda yalnızlığı seçtin? – Bu yerde bir köy vardı. Ahalisinin tamamı Allahü teâlâya inanmazdı. Cümlesi helâk olup, yalnız ben kurtuldum. Geri kalan ömrümü, o beladan kurtulduğum için, Allahü teâlânın şükrüne hasrettim. Bu sebeple tenhalarda ibadet ederim. Salih aleyhisselâm, onun sözlerinden ve hâ- linden ibret alıp, daha fazla şükürle meşgul oldu. Sonra yolu bir deniz kenarına uğradı ve bir adaya geldi. Adada, ibadet eden bir şahıs gördü. Ona da tenhalarda ibadet etmesinin sebebini sordu. O da şu cevabı verdi: – Ey Salih! Bir cemaat ile idim, onlar çok kötü insanlardı. Birgün onlarla birlikte bir gemiye bindim. içlerinde benden başka Hak teâlâya inanan yoktu. Neticede gemi battı. Benden başka hepsi boğuldular. Kurtuluş nimetinin şükrünün edası için, burasını seçtim. Salih aleyhisselâm, veda edip ayrıldı. Çok yerler geçip, halkının tamamı imansız olan bir şehre geldi. Orada iki mü- min kimse buldu. Bunlar gündüzleri helal kazanıp, akşam kendilerine yetecek kadar yiyecek alıkoyup, fazlasını fakirlere sadaka verirlerdi. Bir akşam birlikte otururlarken, heybetli bir ses işittiler. Salih aleyhisselâm onlara, bu sesin sebebini sordu. Onlar da dediler ki: – Burada yırtıcı bir hayvan vardır. Sesi her gün bu saatte duyulur. Kimi bulursa helâk eder. – Eğer şehirdekiler bana mallarının bir kısmını verirlerse, onları bu hayvanın şerrinden kurtarı- rım. Onlar gidip, Salih aleyhisselâmın sözlerini şehir halkına söylediler. Herkes malının bir kısmını getirip, bir yere yığdı. Sonra da Hazreti Salih’ten dediğini yapmasını istediler. Salih aleyhisselâm Allahü teâlâya duâ etti. Duâsı neticesinde, o vahşî hayvanın iki parça olduğu gö- rüldü. fiehir halkı sözlerinde durup, mallarını Hazreti Salih’e verdiler. Hazreti Salih de, o iki kişiye, bu malları kabul etmelerini söyledi. Fakat onlar istemediler ve dediler ki: – Bize alınterimizle kazandığımız kifayet eder. Bunun üzerine, Salih aleyhisselâm, malları sahiplerine geri verdi. Sonra da Allahü teâlâya şöyle duâ etti: – Ya Rabbi! Sana şü- kürler olsun ki, kullarından salih kimseleri bana gösterdin. O zaman Allahü teâlâ- dan vahiy geldi: – Ey Salih! Dünyanın nizamı, âlemin intizamı benim sevgili kullarımın mevcut olmaları iledir. Dünyanın nizamını, âlemin intizamını sevgili kullarımın varlığına bağladım. Eğer onlar olmasa, bütün isyan edenleri göz açıp kapayıncaya kadar helâk ederim. Salih aleyhisselâm daha sonra, kendisine iman etmemiş olan kavminin yanına döndü. Küfür ve isyanda bu kadar ileri giden Semudlular, Hazreti Salih’i susturmak maksadıyla yine toplandılar ve dediler ki: – Ey Salih! Peygamber olduğun doğru ise, bize vahşî hayvanlardan birkaç tane çağır da, gelip senin peygamber olduğunu söylesinler. O zaman gerçekten sana inanacağız. Salih aleyhisselâm da onların bu istekleri karşı- sında, Allahü teâlâya duâ etti ve, “Ey hayvanlar, geliniz! istedikleri şehadeti söyleyiniz” diye seslendi. Bunun üzerine, büyük bir arslan kükreyerek çı- kageldi ve dile gelerek; “Buyur ey Salih aleyhisselâm” deyip, Allahın birliğine, Hazreti Salih’in peygamberliğine şehadet etti. Boynunu eğdi. Kâfirlerden biri; “fiu sihre bakınız” dedi. O anda arslan, o kâfire hücum etti. Kâfirlerden her biri dağılıp, evlerine kapanarak, kapılarını da kilitlediler. Sonra da pişman olup; “Ey Salih, bu belayı def et, seni dinleyeceğiz” diye özür dilediler. Hazreti Salih’in işareti ile arslan geri dönüp kayboldu. O gün bir grup Semudlu, imanla şereşendi. Bunlardan son iman eden, Hazreti Salih’in amcasının oğlu idi. Ancak kavmin çoğu iman etmedi. Bunun neticesinde cenab-ı Hak, isyan ve taşkınlığın (küfrün) zirvesine çı- kan bu kavmin de kadınlarını, Hûd aleyhisselâ- mın kavminde olduğu gibi, kısır bıraktı.

            Ağaçlar kuruyup meyve vermedi. Sığırlar buzağılamayıp, davarlar kuzulamadı. Semudluların bir kuyusu hariç, hepsi kurudu. Bu durum karşısında, Semud kavminin insanları kin ve öfke ile dediler ki: – Ey Salih, aramıza fesat karıştırdın. Mallarımıza, çoluk çocuğumuza, bizlere zarar verdin. Buradan çekil git, yoksa seni öldürürüz! Salih aleyhisselâm müminlerin yanına döndü. Salih aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle, bir müddet kavminin yanından ayrıldı ve uzun müddet dönmedi. Daha sonra emr-i ilâhi ile kavminin yanına gitti. Onlar, bayramları sebebiyle bir yere toplanmışlardı. Reisleri süslü elbiseler giymişti. Putları da sağ ve soluna dizmişler, altın ve gümüşten kürsülere koymuşlardı. Reisleri Cenda, altın ve gümüşle süslü bir tahta kurulmuş oturuyordu. Salih aleyhisselâm oraya gelince; onlara hitaben dedi ki: – Ey kavmim! “Lâ ilâhe illallah. Salih, Allahü te- âlânın kulu ve peygamberidir” deyiniz! Ey kavmim, size bir kere peygamber olarak gönderildim. fiimdi ikinci defa gönderiliyorum. Kavmi bunu duyunca, hayrette kaldılar. O esnada putlar yüzüstü düştü. Uzun zaman geçtiği için, kendisini tanıyamayan Semud kavminin reisi Cenda sordu: Sen kimsin? Salih aleyhisselâm kendisini tanıtınca, Cenda; “Sen hakikaten Salih misin? Uzun zaman oldu, seni göremedik. Kırk sene kadar aramızda yoktun. Kaybolmuştun. Ey kişi! Sen Salih olamazsın. Sen bir sihirbazsın” deyip, onu ölümle tehdit etti. Kavminin, Salih aleyhisselâmı tehdit ettiği sırada, orada bulunan Cenda’nın amcasının oğlu, “Ey Salih, biz seni tanı- dık. Sen bize nasihat edensin. Lâkin, biz senin nasihatine muhtaç değiliz. Buradan git! Bizi rahat bırak” dedi. Salih aleyhisselâm ona dönerek buyurdu ki:  Ey kişi! Sen bugün, çoluk çocuğun da falan saatte ölecek. Yarın da anan ve baban ölecekler. Çabuk iman et! Eğer imanlı vefat edersen, Allahü teâlâ seni yarın diriltir ve bir mucize olarak Semud kavmine gösterir. Ömrünü, sonuna kadar sıddık bir kimse olarak yaşar gidersin. Bunu duyan Cenda’nın amcasının oğlu, derhal değişti, iman edip, Salih aleyhisselâmın hak peygamber olduğuna şehadet getirdi. Sonra da insanların bakışları arasında oradan ayrıldı. Hazreti Salih’in dediği vakit gelince, hakikaten Cenda’nın amcasının oğ- lu vefat etti. Arkasından da hanımı ve çocukları öldüler. Bu hadise Semud kabilesi arasında yayıldı. Ertesi gün, baba ve annesi de öldü. Semudlular daha çok şaşırdılar. Reis Cenda da korku ve telaş- la, bu olanları takip ediyordu. Salih aleyhisselâm, kavmine sordu: – Ey Semudlular! O ilk vefat eden kişi, aranızda nasıl bir kimse idi? – Sevdiğimiz hayırlı biri idi. – Eğer Allahü teâlâ onu benim duâmla diriltirse, iman eder misiniz? – Putlarımıza tapmaktan vazgeçer, sana iman ederiz. Sonra beraberce ölen kişinin evine gittiler. O ki- şi, eşi, çocukları, anası, babası herbiri bir köşede yatıyorlardı. Salih aleyhisselâm, Allahü teâlâya duâdan sonra, o ilk vefat edene ismiyle hitap etti. O meyyit; “Buyur ey Allahü teâlânın peygamberi” deyip, şehadet getirdi. Semudlular bu mucizeyi gördüler. Lâkin iman edeceklerine dair verdikleri sözde durmayıp, yine Hazreti Salih’e, “sihirbaz” dediler, iftirada bulundular. Telaşla kalkıp puthanelerine gelerek, Hazreti Salih’in mucizesini putlarına anlattılar. Mel’un şeytan putlara girerek dedi ki:  Sözünüzü anladım. Eğlencenizin başına dö- nerek, yiyip içip kendinizden geçiniz. Salih’i görürseniz, ona, senden önce gelen Nuh ve Hûd peygamberlerin getirdiği mucizelerden getir, göster de görelim deyin! Semudlular sevinç ve neşe ile geriye döndüler. Hazreti Salih’i görüp, şeytanın dediklerini ilettiler. Hazreti Salih onlara dedi ki: – Ey kavmim! Bu güne kadar peygamberliğime delil olan çok alametler gördünüz. Size; vahşî hayvanlar, kuşlar, ağaçlar, ölü- ler ses verip şehadette bulundular. Bunlar yetmez mi ki, hâlâ şek ve şüphedesiniz? Madem ki, bunlar yetmedi, öteki isteklerinizi de söyleyin. Nasıl bir mucize istersiniz? – Ey Salih! Bizimle beraber bayramımıza iştirak edersin. Sen kendi ilâhı- na, biz de kendi ilâhlarımıza duâ ederiz. Eğer senin duân kabul olursa, biz sana tâbi oluruz. – Bayram gününüzde, yanınıza inşaallah geleceğim. Salih aleyhisselâmın devesi Salih aleyhisselâm ile kararlaştırılan gün gelince, bütün Semudlular eğlence yerinde toplandılar. Reisleri Cenda da orada altından bir taht üstünde ve ipek elbiseler içinde idi. Hazreti Salih de abdest alıp, iki rekât namaz kıldıktan sonra, Allahü teâlâya duâ ve niyazda bulunup yola çıktı. Yolda birçok mucizeler zuhur etti. Ağaçlar eğiliyor, kuşlar gölge yapıyor, hayvanlar muvaffakiyeti için duâ ediyorlardı. Salih aleyhisselâm doğruca reis Cenda’nın karşısına gitti. Orada toplananlara seslendi: – Ey kavmim! Ben, Allahü teâlânın size gönderdiği peygamberim. Bana itaat edin ki, azaptan kurtulasınız. Cenda dedi ki: – Ey Salih! Eğer doğru söylüyorsan ve peygamberlik davasında isen, seni imtihan etmek istiyoruz. Bu imtihanımız şöyle olacak: Biliyorsun ki, bölgemizde El-Katibe isminde büyük bir kaya vardır. Oraya gideceğiz. Senin ilâhın o kayadan kızıl tüylü, doğurmak üzere olan dişi bir deve çıkarsın ve taştan çıkan deve yavrulasın, yavrusunun da rengi anasına benzesin! Semudluların en kıymetli malları deve olduğu için, Salih aleyhisselâmdan deve istediler. Salih aleyhisselâm, müşriklerin kendini aciz bırakıp, kalabalığın önünde mahcup etmek için teklif ettikleri bu istekler karşısında, hiç telaşlanmayıp namaza durdu. Allahü teâlâya yalvarıp, bu mucize isteğinden rızası var mı, yok mu diye vahiy bekledi. Allahü teâlâ o mübarek peygamberinin doğruluğunu meydana çıkarmak için, öyle bir devenin meydana çıkarılacağını, kendisine şu şekilde müjdeledi: – Ey Salih! fiüphe yok ki, biz onları imtihan için, diledikleri şekilde kayadan bir deve çıkarır ve göndeririz. Artık onların yaptıklarına bak, helâklerini bekle ve ezalarına sabret! Onlara haber ver ki, kendilerine mahsus olan büyük kuyunun suyu, kendileri ile deve arasında taksim olunmuştur. Bir gün devenin, bir gün de onların ve hayvanlarınındır. Her birisi su nöbetinde hazır bulunsun. Devenin nöbetinde onlardan hiçbir kimse gelmesin! Salih aleyhisselâm, kavminin mucize isteklerini kabul etti. Onlara, bu istedikleri mucize olduğu takdirde ne yapacaklarını sordu. Hep birlikte iman edeceklerini söylediler. Semudlular, aslında böyle bir devenin ortaya çıkabileceğine hiç ihtimal vermiyorlardı. Salih aleyhisselâm duâ etti. O zaman, önüne geldikleri o kaya büyümeye başladı. Gebe bir deve şekline döndü. Birtakım sancılı sesler peyda olup, kaya çatladı. içinden bir deve çıkarak, dedi ki: – Lâ ilâhe illallah Salih nebiyyullah! Ben Allahü teâlânın gönderdiği bir deveyim. Rabbimi tesbih ederim. Beni bir mucize kıldı. Reis Cenda, bu mucizeyi büyük bir dikkatle seyretti ve sonunda koltuğundan kalkıp, Hazreti Salih’in yanına gelerek alnından öptü. Sonra da kavmine dönüp, “Ey Semud kabileleri! Bu kadar körlük yeter. Ben ona inandım. Eşhedü enlâ ilâ- he illallah ve enne Salihan nebiyyullah, dedi ve onunla birlikte kavminden yüz kişi de imanla şereşendi. Semud kabilesi insanlarının yavaş yavaş iman ettiklerini gören puthane muhafızı Darid, yüksek bir sesle bağırdı: –  Ey Semud kabileleri! Sihir olan bir şeye ne kadar çabuk meylediyor ve Salih’i peygamber kabul ediyorsunuz. Gelin putlarımıza gidelim de, bundan daha acayibini onlar bize göstersin! Bu sözler karşısında birçoğu tereddüt gösterip, iman etmediler. Cenda’nın kardeşi fiihab iman etmek üzereyken, vazgeçip küfrü seçti. Semudlular bu durumu görüp, imansızlıkta ısrar ettiler ve onu, kendilerine kumandan, reis seçtiler. Tacı onun başına koydular. Cenda şehre döndü. Evindeki putları kırıp koltuğunu parçaladı. Kendine ait malları iman edenlere taksim etti. Sert, ke- çeleşmiş bir elbise giydi ve Semudlular arasında dolaşmaya başladı. Onlara dedi ki: – Ey Semudoğulları, devenin söylediğini söyleyiniz, lâ ilâhe illallah Salih nebiyyullah, deyiniz! Semud kabileleri kötü sözlerle onunla alay etmeye başlayarak, “Yazıklar olsun sana ey Cenda! Salih’in sihrine kandın” dediler. O da şöyle cevap verdi: – Sizin aranızdaki itibarımı ne çabuk unuttunuz. Ben kendim için bu dini seçtim. Rabbimin azabından korkum çoktur. Daha sonra Cenda, Hazreti Salih’ten hiç ayrılmaz oldu. Allahü teâlâya ibadete başladı. Kayadan istedikleri cins deve çıkınca, Salih aleyhisselâm, onlara, Allahü teâlânın; “işte istedi- ğiniz dişi deve; su bir gün o devenin, bir gün de sizindir. Su içmekte ona dokunmayın! Sakın dövmek, öldürmek suretiyle, ona bir kötülük yapmayın! Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar” şeklindeki kesin azap emrini de tebliğ etti. Deve, yavrusuyla birlikte dağlara çıkar, ağaçlar kendisine dallarını eğerdi. O da en lezzetli yaprakları yer, sonra vadilerde otlardı. Semudun hayvanları onu görünce, korkup ka- çarlardı. Deve, akşam olduğunda şehre gelir, Semudlular da gelip, kaplarını sütle doldurur giderlerdi. Sağmak zahmeti olmadan, süt, kaplarına akardı. Deve, daha sonra Hazreti Salih’in ibadet ettiği yerin civarına gelir, orada kalır, sabaha kadar Allahü teâlâyı tesbih eder, sabah olunca da tekrar meralara giderdi. Deve, Allahü teâlânın izni ile dile gelir, Semudluları imana davet ederdi. Semudluların bir su kuyusu olup, etrafında bir havuzu vardı. Deve su nö- betinde oraya gelir, doyuncaya kadar su içerdi. Semudlular, bir gün su, bir gün de devenin sütünü içiyorlardı. Su nöbetlerinde, kuyunun suyu deveye kalmasın diye, çok su biriktiriyorlardı. iman etmeyenler zaman zaman birbirlerine dediler ki: – işte görüyorsunuz, ağaçlar dallarını, yapraklarını yesin diye deveye eğiyor. Her gün meralarda deve için otlar bitiyor. Hayvanlarımız ondan kaçıyor, helak oluyor. Sütünü içti- ğimizde bedenlerimizde hastalık oluyor. Bu deve bize hayır getirmiyor. Buna bir çıkar yol bulalım. Böylece nankörlük edip, deveyi helâk etme yollarını aradılar. Fakat Hazreti Salih’in haber verdiği azap sebebiyle de korkup karar veremediler. Yine de fırsat kollamayı elden bırakmıyorlardı. Semudlular deveyi boğazladılar Semud kavmi içinde, sürüleri zarar gördüğü için, devenin öldürülmesini çok isteyen iki kadın vardı. Birisi, yaşlı fakat çok malı, mülkü olan ve güzel kızları bulunan Uneyze idi. Diğeri Saduf idi ki, hem cemâl sahibi, hem de malı, mülkü pek fazla idi. Hazreti Salih’e en çok bu kadın düşmandı. Semud kavminden iman etmeyenleri, deveyi boğazlamaları için devamlı teşvik ediyordu. Birgün ismi Mısda olan amcasının oğlunu çağırarak, ona dedi ki: – Ey Mısda! Eğer büyük zararını gördüğümüz Salih’in (aleyhisselâm) devesini öldürürsen, sana varırım. Her şeyimle senin olurum. Bu teklifinde ısrar ederek, sonunda onu ikna etti. Gidip durumu Uneyze’ye de anlatıp dedi ki: – ikna ettiğim Mısda’nın yanına yardımcılar lazımdır. Kavmimiz içinde Kıdar isminde, evlenmemiş birisi var. Kızlarını ona teklif et. Kabul ederse, onu da yardımcı vererek deveyi boğazlatmış oluruz. Uneyze kabul edip, kızlarından en güzelini giydirip süsledi ve Kıdar’a gösterdi.

        Kıdar, kavmi içinde çok çirkin ve babası belli olmayan biri idi. Teklifi kabul etti. Kıdar ile Mısda görüşüp, deveyi öldürmek için plân yaptılar. Yanlarına Mısda’nın kardeşi, Heril, Düayr, Darid, Reyyan, Lübeyd, Mesred isimli bedbahtları da alarak tam dokuz kişi oldular. Bunlar kabileleri dolaşıp, yapacakları işi anlattılar ve taraftar topladılar. Semudoğullarının kü- çüğü-büyüğü, kadını-erkeği, devenin öldürülmesine rıza göstermişti. Devenin öldürüleceği gün, Uneyze, kızını süsleyip Kı- dar’ın yolu üzerine çıkardı. Kıdar, evlenmek arzusuna kavuşmak için deveyi beklemeye başladı. Kur’an-ı kerimde Neml suresinin 48. ayet-i kerimesinde, toplanan bu fesat ehli mealen şöyle bildirilmektedir: (O Semud kavminin bulunduğu şehirde dokuz kimse vardı. Bunlar deveyi öldürmeye teşebbüs ettiler. Bunlar o şehirde ıslah ile değil, ifsat ile meşgul idiler.) Bu dokuz kişi plânları gereği, devenin geçeceği yolda pusuya yattılar. Deve yaklaşınca, Mısda bir ok atıp, deveyi yaraladı ve yere düşürdü. Kıdar ve yanındakiler de üzerine atılıp boğazladılar. Kur’an-ı kerimde A’raf suresinin 77. ayet-i kerimesinde mealen şöyle haber vermektedir: (Semud kavmi o deveyi kestiler. Rablerinin emrine uymayıp isyan ettiler.) Hazreti Salih’in; “Deveyi kendi hâline bırakın, yesin, içsin” emrine karşı gelip taşkınlık yaptılar. Devenin yavrusunu da yakalayıp öldürdüler. Semudlular devenin etlerini pay ettiler ve pişirip yediler. O zaman kuşlar ve yırtıcı hayvanlar dile gelerek, “fiimdi Semud kavmi helâk oldu. Rabbimizin emrine karşı gelip isyan ettiler” diye çağrıştılar. Salih aleyhisselâm durumu öğrenip, müminlerle birlikte oraya gitti. Devenin hâlini görünce, çok üzüldü. Hazreti Salih’in gözyaşları mübarek sakallarına aktı ve “ilâhi! Ahir zamanda gönderilecek, âlemlere rahmet olacak olan Muhammed Mustafa hakkı için kavmime hidayet eyle” diye du- âda bulundu. Semud kavminin helâkı Semud kavminin azgın müşrikleri, deveyi kestikten sonra, işi büsbütün azı- tarak alaya, hakarete baş- ladılar ve dediler ki: – Ey Salih! Eğer gönderilen peygamberlerden isen, bize vaadettiğin azabı getir! Salih aleyhisselâm kavmine buyurdu ki: – Ey kavmim! Ben size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size nasihat ettim. Lâkin siz nasihat edenleri sevmezsiniz, ey kavmim! Niçin tevbeden evvel azabın gelmesine acele edersiniz? Niçin Allahü teâlâdan magfiret isteyerek iman etmezsiniz? Keşke Allahü teâlâya istigfâr etseniz de merhamet olunsanız. Zira azap geldiğinde tevbe kabul olmaz. Müşrikler Hazreti Salih’in şefkat ve merhamet dolu nasihatlerine karşı dediler ki: – Ey Salih! Biz seninle ve sana tâbi olan müminlerle uğursuzluğa uğradık. Sen bu dini ortaya attığından beri, bizim başı- mız beladan kurtulmuyor. Sen böyle bir din getirmeden önce, bu belalardan hiçbirisine maruz kalmazdık. Allahü teâlâ Hazreti Salih’e vahiy gönderip, “Kavmine azabın geleceğini bildir!” buyurdu. Bunun üzerine Salih aleyhisselâm kavmine şöyle dedi: – Evlerinizde üç gün yaşayınız. Çarşamba, per- şembe ve cuma günü. ilk günde yüzleriniz sararır, ikinci günde kızarır, üçüncü günde kararır, dördüncü gün de helâk olursunuz. Bu kesin bir vaattir. Bunun üzerine, Semudlular, Hazreti Salih’in azap vaadi karşısında dediler ki: – Ey Salih! Elinden geleni ardına koyma! Biz deveyi öldürerek etini yedik. Sen uzun zamandır bizi azapla korkutursun. Biz ondan bir eser göremiyoruz. O gecenin sabahında, birtakım acayip hâllerle karşılaştılar. Devenin bastı- ğı yerlerden kan fışkırdığı- nı, ağaçların yapraklarının kızardığını, kuyu suyunun kan kırmızısı, yüzlerinin de sapsarı olduğunu görüp, birbirlerine haber verdiler. Sonra Hazreti Salih’e gittiler ve “Ey Salih! Sen bizim renklerimizde ve etrafta olan değişikliğe ne dersin” dediler. Hazreti Salih de buyurdu ki: – Bu, Allahü teâlânın azabının ilk alametidir. Bu ilk gününüzdür. Semudlulardan deveyi öldüren dokuz kişi; “Salih bizlere ne sihir varsa yapı- yor. Üç güne kadar da azap vaadi var. O gelmezden önce Salih’i, ailesini ve ona inananları öldürelim” dediler ve yola çıktılar. Gece olduğunda Hazreti Salih’in ibadet ettiği yere geldiler. Cebrail aleyhisselâm her birini öldürdü. Ertesi gün Semudlular, bu dokuz kişinin cesetlerini buldular. Kur’an-ı kerimde bu durum mealen şöyle bildirilmektedir: (Onlar bu şekilde Salih’i öldürmek için hile yaptılar. Biz de onların bu hilelerinin cezasını verdik. Hâlbuki onların bundan haberleri yoktu. işte bak, o tuzakları- nın akıbeti nice oldu? Çünkü biz onları da, kavimlerini de helâk ettik.) [Neml 50-51] Allahü teâlâ, Hazreti Salih’e Cebrail aleyhisselâ- mı göndererek, müşriklerin tuzaklarından ve başlarına geleceklerden, onu haberdar etti. O da iman edenlerle birlikte o beldeyi terk ettiler. Bunların kurtulmalarına sebep imanları idi. Allahü teâlâ bu durumu şöyle bildirmektedir: (Vakta ki, azabımız veya azapla emrimiz gelince, Salih’i ve onunla beraber müminleri indimizde rahmetle, o azaptan ve o günün rüsvalığından kurtardık. Muhakkak senin Rabbin, azabında kuvvetli ve düşmanlarına galiptir.) [Hûd 66] (Salih’e ve onunla olan müminlere necat verdik. Onlar küfür ve günahtan sakınırlardı.) [Neml 53] ikinci günde Semudluların yüzleri kana boyanmış gibi kıpkırmızı oldu. Azabın geleceğine kanaat getirip feryat ettiler, bağrış- tılar, ağlaştılar. “iki gün geçti” dediler. Üçüncü gü- nü yüzleri simsiyah oldu. Sanki yüzlerine zift sürülmüştü. Hepsi ümitsiz olup; “Azap hangi taraftan gelir” diyerek sağa, sola ve semaya doğru bakıştılar. Azap vakti geldiğinde, Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselâmı gönderip buyurdu ki: – Semud kavmi bana iman etmediler. Nimetlere şükretmediler. Benim hâlık (yaratıcı) ve Rab olduğumu inkâr ederek, kendilerine mucize olarak gönderdiğim deveyi bo- ğazladılar. Resulüm Salih’i de yalanladılar. fiimdi onlara şiddetli sayha [öldürücü şiddetli bir ses] ile azabı indir! Saraylarını, diyarlarını harap et! Bu ilâhi emir üzerine bir sabah vakti, öldürücü dehşetli bir ses ve zelzele, Semud kavminin insanlarını yakaladı. Cebrail aleyhisselâm, onları muhkem binalarda helâk etti. Fahreddin-i Râzî’nin beyanı- na göre, sayhanın şiddet ve heybetinden, hepsinin ödleri patlamak suretiyle öldüler. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde mealen bu hâli şöyle bildirmektedir: (Semud kavmini sabah vaktinde, Cebrail aleyhisselâmın şiddetli sayhası yakaladı. Hepsi helâk oldular. Kazanageldikleri, işledikleri o şeyler, muhkem evler, mal ve nüfuslarının çoğalmış olmaları onlardan azabı defedemedi.) [Hicr 83-84] (Onların üzerine Cebrail’in bir sayhasını gönderdik de, hayvan ağılına konan kuru çalı çırpı ve otlar gibi mahvoluverdiler.) [Kamer 31] (Onlar; gökten heybetli sesle yerde zelzele olup, kalbleri parçalanarak yüzleri üzerine düşüp, evlerinde helâk oldular.) [A’raf 78] (Küfürle nefslerine zulmedenleri; Cebrail’in sayhası alıp, kalbleri parçalanıp, evlerinde yıkılıp helâk oldular.) [Hûd 67] (Biz Semud kavmine hayır ve şer yolunu gösterdik. Onlar körlüğü, yani dalaleti hidayet üzerine tercih ettiler. Onları, dünyada kazandıkları küfür ve isyan sebebiyle azap saikası alıp, zelil ve helâk oldular.) [Fussilet 17] (Onları azap yakaladı. Muhakkak bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman edici olmadı. Muhakkak ki, senin Rabbin azizdir, rahimdir.) [fiuara158-159] Bu son ayet-i kerimede, onların çoğu veya yarısı iman edici olsa, yani Hazreti Salih’e iman etse idiler, onlara azabın gelmeyeceğine, gönderilmeyeceğine dair işaret oldu- ğu bildirilmektedir. Salih aleyhisselâmın mucizeleri Salih aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra, kendisine iman edenlerle birlikte Mekke’ye gitti. Oraya yerleşti. Başka yere gittiği de bildirilmiş- tir. Salih aleyhisselâmın gönderildiği Semud kavminin yaşadığı yerlerde, hamt diye bilinen dikensiz ve meyveleri olmayan ağaçlar vardı. Orada bunlardan başka ağaç bulunmazdı. Birgün Semud kavminin önde gelenleri Salih aleyhisselâma gelip, “Sen, gerçekten peygamber isen, bu ağaçlar meyve versin” diyerek, Salih aleyhisselâmdan mucize göstermesini istediler. Onların bu teklifi üzerine, Salih aleyhisselâm duâ etti. Orada hamt cinsinden ne kadar ağaç var ise, hepsi meyve verdi. Salih aleyhisselâmın kavminin bulunduğu yerde, tek bir kuyu olup, baş- ka yerde su yoktu. Susuzluktan dolayı bu beldede mahsul elde edilemedi- ğinden, Semudlular gelip; “Gerçekten peygamber isen, şu taştan su çıkar” dediler. Salih aleyhisselâm, onların bu teklifi üzerine Allahü teâlâya duâ etti. Onun bu duâsı üzerine, kendisine vahiy gelip, “O taşın çevresinde yedi kere dolaş” buyuruldu. Salih aleyhisselâm vahiy mucibince, o taşın çevresinde dolaşırken, o büyük taştan göz göz sular akmaya başladı. Semudlular bu sularla boş arazilerini suladılar. Kurak arazileri; bağlar, bahçeler hâline getirdiler. Salih aleyhisselâmın kavmi olan Semudlular, koyunculuk da yaparlardı. Bunun için senenin bazı aylarını sahralarda, yaylalarda çadır kurarak geçirirlerdi. Yaylada bulundukları bir sırada, iman etmeyenlerden bir kişi, gizlice Salih aleyhisselâ- mın çadırını ateşe verdi. Çadır ateş aldı. Oradaki kâfirler alaya başladılar ve dediler ki: – Sen gerçekten peygamber isen, çadırındaki yangını söndür de görelim. Bunun üzerine Salih aleyhisselâm duâ etti. Ateş hemen etraftaki çadırlara sıçradı. Kâfirlerin bütün çadırları yanıp kül olduğu hâlde, Salih aleyhisselâmın çadırına bir şey olmadı. Semud kavminin helâk olması- na sebep olan hususiyetlerinden bazıları şunlardır: Semud kavmi küfür içinde olup, Salih aleyhisselâmı yalanladılar. Âhiret gününde hesap vereceklerini düşünmediler. Allahü teâlânın kendilerine birçok nimet verdiği hâlde, bu nimetleri veren Allahü teâlâya isyana devam ettiler. Allahü teâlânın gönderdiği Salih aleyhisselâma itaat etmeyip, nefslerinin arzu ve isteklerine uydular. Allahü teâlânın peygamberine düşmanlık ettiler. Kendi görüşlerine uyarak apaçık olan mucizelere inanmadılar. Kendilerine nasihat eden kimselerden rahatsız oldular ve bu kimselere düşmanlık yaptılar. Nitekim Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki: (Salih kavmine dedi ki: Ey kavmim! Ben size Rabbimin emrini tebliğ ettim ve size nasihat ettim. Lâkin siz nasihat edenleri sevmezsiniz.) [A’raf 79] Semud kavmi dünya malına tamah ederek, ömürlerinin uzunluğuna aldandılar. Fuhuş arttı. Nitekim deveyi boğazlamaya sebep, iki kadının yapmış oldukları vaat idi. Allahü te- âlâya verdikleri sözde durmadılar, emanete riayet etmediler. Vakıf olan mallara, mesela Allahü teâlânın vakfettiği deveye el uzattılar.

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.