Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.YAKÛB ALEYHiSSELÂM

2 sene önce
864 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

 

HZ.YAKÛB ALEYHiSSELÂM

Yakûb aleyhisselâm ishak aleyhisselâmın oğlu, Yusuf aleyhisselâmın babasıdır. Melekler, ibrahim aleyhisselâma ishak aleyhisselâmla beraber, Yakûb aleyhisselâmın da doğumunu ve peygamberliğini müjdelemiştir. ibrahim aleyhisselâm vefat ettiği zaman, ishak aleyhisselâm fiam’da bulunuyordu. Rüyasında, belinden, birçok dalları ve budakları bulunan büyük ve yeşil bir ağacın yükseldiğini gördü. Rüyasında ona; “Bu dallar ve budaklar, senin soyundan gelecek olan peygamberlerin nurudur” denildi. Sonra sevinerek uyandı. Seksen yaşına geldiği zaman, zevcesi ona hamile olduğunu müjdeledi. ishak aleyhisselâm hanı- mına; “Bu hususa şaş- ma” diyerek rüyasını anlattı. Vakti gelince ikiz oğulları oldu. Birincisine iys, ikincisine Yakûb ismi verildi. Yakûb, ibranice bir isim olup; Saffetullah, yani Allahü teâlânın saf ve temiz kıldığı kul manasına gelmektedir. iys ismindeki kardeşi ondan önce doğduğu için, Arapça takip etmek manasına Yakûb denildiği de bildirilmiştir. Yakûb aleyhisselâmın diğer adı israil olup, Allahın kulu manasına gelmektedir.

         İys ve Yakûb aleyhisselâm büyüdükleri zaman, ihtiyar hâlde bulunan babalarına hizmet ediyorlardı. Babalarının koyun sürülerini nöbetle- şe olarak bir gün biri, bir gün de diğeri otlatıyordu. Âdem aleyhisselâmdan peygamber efendimize kadar her peygamberin hususî bir duâsı vardı. ishak aleyhisselâm, ölümü yaklaştığı zaman oğullarını çağırıp, her ikisine de ayrı ayrı duâ etti. Yakûb aleyhisselâm huzuruna gelince; “Ya Rabbi! Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vaadini bu oğlumdan zuhur ettir” diye en kıymetli duâyı etti. Onun soyundan nice peygamberler göndermesi için cenâb-ı Hakka niyazda bulundu. iys’e de; “Zürriyetin toprak kadar çok olsun” diyerek soyundan meliklerin ve sultanların gelmesi için duâda bulundu. ishak aleyhisselâm vefâtından önce mallarını da taksim etti. Ancak iys, kardeşi Hazreti Yakûb’un mallarına el koydu.

      Bunun üzerine annesi Hazreti Yakûb’a dedi ki: – Kalk, dayın Lâyân ve kardeşlerinin yanına git! Onların çok geniş arazileri, evleri ve servetleri vardır. Onlar sana yardımcı olurlar. Onlara benden de selâm söyle! Yakûb aleyhisselâm, annesinin bu sözleri üzerine, Harran’a gitti. Orada yüksek evler ve hoş manzaralarla karşılaştı. fiehre girişte, bir su kuyusuna uğrayıp, orada bulunanlardan su istedi ve onunla abdest aldı. Namaz kılıp Rabbine duâ ve niyazda bulundu. Kuyunun başında su dolduranlardan dayısının evini sordu. Su için gelenlerden biri, dayısının kızlarındandı. Babasına gidip, birinin aradığını haber verince, babası; “Onu bana getiriniz” dedi. Kız, Hazreti Yakûb’a, babasının kendisini beklediğini haber verdi. Bunun üzerine Hazreti Yakûb dayısı- nın yanına vardı. Dayısı uzun zamandır görmediği için, Hazreti Yakûb’u tanımamıştı. Bundan dolayı kendisine sordu:  Ey genç sen kimsin? Nereden geldin?

          Adım Yakûb, ishak aleyhisselâmın oğluyum. fiam’dan geldim. Bunun üzerine dayısı Hazreti Yakûb’a annesini, babasını ve kardeşi iys’i sordu. O da babasının vefat ettiğini söyledikten sonra, “Allahü teâlâ beni, annemin isteği üzerine size ve sizin beldenizde kalmak ve işlerinizde yardım etmek üzere gönderdi. fiu anda size geldim” diyerek durumunu anlattı. Dayısı Lâyân buna çok sevindi. Onu, işlerinde çalışması için vazifelendirdi. Bir müddet dayısının işlerinde yardımcı oldu. Orada uzun müddet kaldı. Önce Leyâ, yedi yıl sonra da Râhil ile evlendi. Hazreti Yakûb’un Leyâ’dan Robîl ve fiemûn adlı iki erkek çocuğu oldu. Arkasından Lâvî ve Yehû- da adındaki oğulları doğ- du. Yine bu hanımından isâhâr ve Zablûn adlı oğulları ile Dînâr isimli kı- zı dünyaya geldi. Ayrıca Yakûb aleyhisselâmın Belhe ve Zülfâ isimli iki cariyesi vardı. Belhe’den Dân ve Neftâlî, Zülfâ’dan da Câd ve Âşir adındaki oğulları dünyaya geldi. Hazreti Yakûb ile evlendikten sonra bir müddet çocuğu olmayan Râ- hil, Allahü teâlâdan bir oğlan diledi. Allahü teâlâ duâsını kabul edip, her hâliyle şereşi ve güzel olan Yusuf aleyhisselâmı verdi. Hazreti Yakûb’un peygamberliği Yakûb aleyhisselâm uzun müddet dayısının yanında kaldı ve ona hizmet etti. Hazreti Yusuf’un doğduğu sene Allahü te- âlâ tarafından, Kenan diyarı ahalisine peygamber olarak vazifelendirildi. Bunun üzerine Yakûb aleyhisselâm dayısı Lâ- yân’a gelerek, gördüğü iyilikleri için teşekkür ederek dedi ki: – Muhakkak ki Rabbim, beni Kenan diyarı ahalisine peygamber olarak vazifelendirdi. Oraya gitmemi emir buyurdu. – Ey Yakûb! Bana uzun zaman arkadaşlık ettin. Bu uzun zaman içinde, senden ancak hayır gördüm. fiimdi ise peygamber olarak vazifelendirildi- ğin yere ailenle git. Senin, yakınlarımın ayrılığı bana zor gelir. Fakat senin razı olman, benim rızamdan öncedir. istediğin ne var ise al götür. – Allahü teâlâ benim sebebimle, sana hayır ihsan etsin. Dayısı ona beş yüz adet koyun, beş yüz adet sığır ve çok miktarda at ve katır hazırladı. Yakûb aleyhisselâm, hanımları ve oğullarıyla birlikte Kenan iline gitmek üzere yola çıktı. Kenan diyarı, Fenike denilen Sayda, Sûr ve Beyrut ile Filistin ve Suriye’nin bir kısmından ibaret olan eski bir memlekettir. Nuh aleyhisselâ- mın torunu ve Hâm’ın oğlu Kenan, burada yaşadığı için bu beldeye Kenan diyarı denilmiştir. Yakûb aleyhisselâm Kenan diyarına yaklaştığı zaman, onu melekler birbirlerine müjdeleyerek karşıladılar. Kardeşi iys, Yakûb aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiğini ve Kenan diyarına doğru gelmekte olduğunu işitince; “Peygamber olmaya ben ondan daha lâyığım” diyerek kızdı. Adamlarıyla birlikte Hazreti Yakûb’un öldürülmesini istedi. Hazreti Yakûb, kardeşi iys’e elçi gönderdi. Elçi geriye dönüp, kardeşi iys’in dört yüz kişiyle birlikte, Yakûb aleyhisselâ- mın üzerine gelmekte olduğunu haber verdi. Yakûb aleyhisselâm, oğlu Robîl’i çağırdı ve dedi ki: – fiu dağın ardında bulunan amcan iys’e git, selâmımı söyle! Ayrıca; “Seninle beraber büyüdük, babamız öldü, bütün mallarımı elimden aldın.

        Benim helâk olmamı istedin. Ben senden uzaklaştım. fiimdi sana Allahü teâlânın emriyle geldim. Allahü teâlâ beni peygamber olarak gönderdi” dediğimi kendisine bildir! Robîl, amcasına gidip, babasının söylediklerini bildirince; iys, Yakûb aleyhisselâmın bu davetini de kabul etmedi. Bunun üzerine Yakûb aleyhisselâm, Allahü teâlâya duâ etti. Kendisini ve ehlini, kardeşinden gelecek kötülüklerden korumasını diledi. Kardeşi için hediyeler hazırladı ve yanında bulunanlara buyurdu ki: – Allahü teâlânın bereketiyle yürüyün. Muhakkak ki Allahü teâlâ, iys’in hile ve tuzağını bizden defeder. Yakûb aleyhisselâm, oğulları ve aşiretiyle birlikte yürüdüler. iys ve beraberindeki dört yüz kişi ile karşılaştılar. Yakûb aleyhisselâm ehlinin ve oğulları- nın önüne geçti. iys ile gö- ğüs göğüse karşılaşıp onu yere serdi. Onun göğsüne oturup dedi ki:  Ey iys! Allahü teâlânın kudretini gördün mü? Bunun üzerine iys özür dileyip ağladı. Yakûb aleyhisselâm ona merhamet edip, göğsü üzerinden kalktı ve kucaklaştılar. iys, Yakûb aleyhisselâma şöyle dedi: – Ey kardeşim! Bugüne kadar sana karşı yaptığım hatalarımdan dolayı beni affetmeni ve magfiretim için Allahü teâlâya istigfârda bulunmanı istiyorum. Allahü teâlâ seni peygamber göndermekle, benim üzerime üstün kıldı. Ey kardeşim! Müjdeler olsun. Allahü teâlâ beni peygamber olmakla hususî kıldı. Senin zürriyetinden Eyyûb’u peygamber gönderecektir. Bundan sonra ikisi birlikte Kenan diyarına gelip orada yerleştiler. Yakûb aleyhisselâm orada kendisi ve oğulları için evler yaptırdı. Bu sırada Râhil adlı hanımından Bünyamin isminde bir oğ- lu oldu. Bu oğlu doğduğu zaman, annesi Râhil vefat etti. Hazreti Yusuf’la kardeşi Bünyamin öksüz kaldı- lar. Yakûb aleyhisselâm, insanları hak dine ve bir olan Allahü teâlâya inanmaya ve Ona ibâdet etmeye davet etti. Kenan diyarı ahalisinden çok kimse ona iman etti. Bu durumu, Kenan ilini idare eden fiüceym bin Dârân isimli kral haber aldı. Yakûb aleyhisselâmın Kenan iline hâkim olup, saltanatını sona erdireceğinden korkuyordu. Melik fiüceym, Yakûb aleyhisselâmı merak edip, vezirleri ile birlikte huzuruna vararak sordu: Sen kimsin, benden izinsiz olarak buraya nasıl geldin? – Ben, Yakûb bin ishak’ım. Bu mekâna, Allahü teâlânın izniyle geldim. Çünkü Allahü teâlâ, yerlerin ve göklerin malikidir. Seni ve kavmini, bir olan Allaha ve benim Onun kulu ve peygamberi olduğuma imana davet için geldim. Eğer davetimi kabul edersen, inananlardan ve kurtulanlardan olursun. fiayet kabul etmezsen, seninle Allah rızası için harp ederim. Yakûb aleyhisselâmın daveti üzerine, melik fiü- ceym dedi ki: Ne ile harp edeceksin? Hangi ordunla karşı- ma çıkacaksın? Yakûb aleyhisselâm yanında duran oğullarına bakıp; “Allahü teâlânın meleklerinin yardımıyla, şu oğullarım ve bana inananlarla” cevabını verdi. Yakûb aleyhisselâmın bu sözüne iyice sinirlenen melik, vezirlerine; “Bu ne diyor” diye sordu. Bir müddet sonra, melikin sı- kıntısı ve kızgınlığı gidince, yaşlı olan veziri ayağa kalkarak dedi ki:  Ey melik! Bu sözler seni kızdırmasın. Çünkü bu sözler, delilerin ve mecnunların sözleridir. Melik ve adamları geldikleri yere döndükten sonra, Yakûb aleyhisselâm, insanları Allahü teâlâya iman ve ibâdete davet etmeye devam etti. Bu daveti esnasında inananlar olduğu gibi, hiç aldırmayanlar da vardı. Bu uğurda insanlardan gelen birçok sıkıntılara katlanıyordu. Peygamberliğinin ilk yıllarında zevcesi Râhil ölmüş ve Yusuf ile Bünyamin öksüz kalmışlardı. Yakûb aleyhisselâm bu iki oğlunu çok seviyordu. Çünkü her ikisi de anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Yakûb aleyhisselâmın, bilhassa Hazreti Yusuf’a karşı aşırı muhabbeti vardı. Bakıp yetiştirmesi için, onu kız kardeşine verdi. Halası Hazreti Yusuf’u öyle sevdi ki, bir an bile onun ayrılığına dayanamaz oldu. Hazreti Yakûb, kız kardeşine dedi ki: Ey kardeşim! Yusuf’u artık bana teslim et.

        Allaha yemin ederim ki, onun, benden bir saat uzak kalmasına dayanamıyorum. – Ben de ondan bir saat uzak kalamam. Madem ki almak istersin, bir müddet daha yanımda kalsın da doya doya yüzüne bakayım, sonra gel al. Bunun üzerine Yakûb aleyhisselâm bir müddet daha Yusuf’u halasına bı- raktı ve dönüp gitti. Hazreti ishak’ın, ibrahim aleyhisselâmdan kalan bir kuşağı var idi. “Ata yadigârıdır” diye saklardı. ishak aleyhisselâm vefat etmeden önce, o kuşağı kızına vermişti. O da uzun müddet sandıkta saklamıştı. O kuşağı sandıktan çıkarıp, uyudu- ğu bir sırada Yusuf’un gömleği içinden beline bağladı. Hazreti Yakûb, Hazreti Yusuf’u almaya gelince; kız kardeşini çok üzgün ve hüzünlü görüp sordu: – Ey kardeşim! Niçin üzgünsün? – Nasıl üzülmeyeyim, dedem Hazreti ibrahim’den ve babam Hazreti ishak’dan bana kalan mü- barek kuşağı sandıktan almışlar. Aradım bulamadım. Onun için üzgünüm. ibrahim aleyhisselâmın dininde, bir kişi bir kimsenin eşyasını çalsa, mal sahibi de onu yakalasa, o hırsız, mal sahibinin kölesi olurdu. Mal sahibi, o kimse hakkında dilediği gibi tasarrufta bulunurdu. Kız kardeşinin kuşağı- nın çalındığına Hazreti Yakûb da üzüldü. Birlikte evin her tarafını aradılar, bulamadılar. Aranmadık sadece Hazreti Yusuf’un üzeri kaldı. Yakûb aleyhisselâm; “Yusuf’u da arayın” dedi. Hazreti Yusuf’un da üzerini aradıklarında, kuşağı Hazreti Yusuf’un belinde buldular. Yakûb aleyhisselâm, ibrahim aleyhisselâmın ku- şağının Hazreti Yusuf’ta çıkmasına mahcup olup üzüldü. Kız kardeşi dedi ki: – Vallahi o benim elimdedir. Onun hakkında dilediğim gibi hareket ederim.  işte Yusuf, işte sen, dilediğin gibi hareket edersin. ister azat edersin, ister emrinde tutarsın. Yakûb aleyhisselâmın kız kardeşi, Hazreti Yusuf’u ölünceye kadar yanında tuttu ve serbest bı- rakmadı. iki sene sonra vefat edince, Yusuf aleyhisselâm serbest kaldı. Yakûb aleyhisselâm da onu alıp evine götürdü. Yakûb aleyhisselâm, Hazreti Yusuf’u bütün oğullarından aziz tutar ve yanından ayırmazdı. Hazreti Yusuf’un kardeşleri, babalarının Hazreti Yusuf’a daha fazla muhabbet beslemesini ve ona kendilerinden daha fazla ilgi göstermesini kıskandılar. Hazreti Yusuf’a bir tuzak kurup, onu öldürmeye karar verdiler. Babalarından korktukları için de, ne şekilde kötülük yapacaklarını bilemiyorlardı. Daha sonra kendi aralarında konuşup, Yusuf aleyhisselâmı yol üzerindeki bir kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Yusuf aleyhisselâmı babalarından alıp, beraberlerinde götürebilmek için hileye başvurdular. Yusuf aleyhisselâmı alıp kıra götürdüler ve kervanların geçtiği yolun kenarındaki bir kuyuya attılar. Sırtındaki gömleğini çıkarıp, kestikleri bir hayvanın kanıyla boyadılar. Akşam olunca da kanlı gömleği babalarına getirip, “Biz kırda yarış ederken, Yusuf’u eşyalarımızın yanında bı- rakmıştık. Onu kurt yemiş” dediler. Yakûb aleyhisselâm kana bulanmış, fakat hiç yırtık ve çizik bile olma yan gömleğe bakıp, oğlu Yusuf’u kurt yemediğini ve onun hayatta olduğunu anladı. Diğer oğullarına dedi ki: – O kurdun Yusuf’uma karşı şefkati sizden fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumu- şak huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleğini bile yırtmamış. Bu söyledikleriniz yalandır. Yusuf’a ne ettinizse siz ettiniz. Fakat elimden ne gelir? Benim için sabretmekten güzel bir şey yoktur. Yakûb aleyhisselâm, oğlu Yusuf’un ayrılığından dolayı üzülüyor, üzüntüsünü içine atıyordu. Mahzun ve kederli olduğu hâlde bunu kimseye göstermek istemiyordu. Sabrederek cenâb-ı Hakka ilticada bulunuyordu. Allahın takdîrine razı olup, hâlinden kimseye şikâyette bulunmuyordu. Ona kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Çünkü oğlunu kurdun yemediğini yakinen biliyordu. Bir gece rüyasında Azrail aleyhisselâmı gördü. Ona sordu: Yusuf’un ruhunu kabzettin mi? Azrail aleyhisselâm da; “Kabzetmedim” cevabını verdi. Yıllarca ümit ile ya- şayıp, Allahü teâlâdan sabr-ı cemil diledi. Sabr-ı cemil, başa gelen belâ ve musibet karşısında, mahlûklara hiç şikâyette bulunmamak ve sabırlı olmak demektir. Yakûb aleyhisselâm da kimseye şikâ- yet etmedi ve “Ben büyük kederimi, mahzunluğumu yalnız Allahü teâlâya arz ediyorum” dedi. Hazreti Yakûb’un gözlerine, oğlunun hasret ve üzüntüsü sebebiyle ağlamasından dolayı ak inmiş, göremez olmuştu. Hazreti Yusuf’un Mısır’a maliye nâzırı olması Atıldığı kuyudan su almak için gelen bir kervancı tarafından çıkarılan ve Mısır’a götürülerek bir kö- le diye satılan Yusuf aleyhisselâm, Mısır Maliye Nâzırı tarafından satın alındı. Maliye Nâzırının sarayında özel olarak bü- yütülen Yusuf aleyhisselâm, nâzırın hanımı Züleyha’nın arzusuna karşı geldiği için, iftirasına uğradı ve zindana atıldı. Zindanda uzun müddet kaldıktan sonra, Mısır Melikinin gördüğü bir rüyayı tabir ederek, yedi yıl bolluktan sonra yedi yıl kıtlık olaca- ğını haber vermesi üzerine, zindandan kurtuldu ve Mâliye Nâzırı oldu. Yusuf aleyhisselâm bereket yıllarında bol bol erzak depo ettirdi. Yedi yıllık bir bolluktan sonra Mısır ve civarındaki ülkelerde kıtlık ve kuraklık oldu. Hiçbir yerde tedbir alınmadığından, Mısır’dan başka hiçbir ülkede buğday kalmadı. Bunu öğrenen insanlar, akın akın Mısır’a gelmeye baş- ladılar. Ne kadar kıymetli mal ve elbiseleri varsa buğdayla değiştiler. Yakûb aleyhisselâm, Bünyamin dışındaki oğullarını buğday ve erzak almak üzere Mısır’a gönderdi. Yusuf aleyhisselâm onları tanıdı ve ikramlarda bulunarak erzak verdirdi. ikinci defa gelişlerinde kardeşleri Bünyamin’i de getirmelerini söyledi. Yakûb aleyhisselâmın oğulları Mısır’a ikinci gelişlerinde babalarını ikna ederek kardeşleri Bünyamin’i de getirdiler. Yusuf aleyhisselâm kendi ana ve baba bir kardeşi olan Bünyamin’i Allahü teâlânın bildirdiği bir tedbirle yanında alıkoydu. Üçüncü defa Mısır’a gelişlerinde, Yusuf aleyhisselâm kendini kardeşlerine tanıttı. Gömleğini babası Yakûb aleyhisselâma gönderdi. Babasını ve bütün akrabalarını da Mısır’a davet etti. Yakûb aleyhisselâm gömleği yü- züne, gözüne sürünce gözleri açıldı. Yusuf aleyhisselâm babasına ve akrabalarına kavuşunca, onlara büyük ikramlarda bulundu. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yakûb aleyhisselâm Mısır’a vardığında, bir cuma gecesi seher vaktinde kalkıp namaz kıldıktan sonra ellerini semaya kaldırıp cenâb-ı Hakka yalvardı ve oğullarının ba- ğışlanmasını diledi. Çünkü o, Kenan diyarındayken oğullarına; Hazreti Yusuf’un affetmesinden sonra günahlarının bağış- lanması için istigfâr edeceğini bildirmişti. Hazreti Yusuf’la görüşüp, onun da kardeşlerini affettiğini görünce şu niyazda bulundu: – Allahım! Yusuf için feryatlarımı, onun ayrılık ve hasretinden olan sabrımın azlığını ve oğulları- mın kardeşlerine yaptıklarını magfiret eyle. Yakûb aleyhisselâm bu duâyı ettiği sırada, babalarının arkasında ayakta duran Hazreti Yusuf ve kardeşleri de “Âmin” diyerek ağlıyorlardı. Cebrail aleyhisselâm gelip, magfiret olunduklarını bildirdi. Yakûb aleyhisselâm vefat edinceye kadar her cuma gecesi aynı şekilde istigfâr ve duâ etmeye devam etti. Hazreti Yakûb’un vasiyeti Yakûb aleyhisselâm, oğlu Hazreti Yusuf’a kavuştuktan sonra, Mısır’da oğullarıyla birlikte on seneden fazla yaşadı. Vefatı yaklaşınca, oğullarını ba- şına toplayıp şu vasiyette bulundu: – Ey oğullarım! Muhakkak ki Allahü teâlâ sizin için, Allahü teâlâya iman ve adâleti emreden hak dini seçti. Ölüm gelmeden önce, Allahü teâlâya ibâ- det ediniz. ibâdetlerinizde ihlas ve huşû üzere olunuz. Hayatınız boyunca bu dinden uzaklaşmayınız, yoksa helâk olursunuz. Yakûb aleyhisselâm bu vasiyeti yaptıktan sonra bunu sağlama almak için sordu: – Ey oğullarım! Benim ölümümden sonra neye ibâdet edeceksiniz? Oğulları da dediler ki: – Ey babamız! Senin ve babalarımız ibrahim’in, ismail’in ve ishak’ın ibâdet ettiği tek olan Allaha, şimdi olduğu gibi gelecekte de ibâdet edeceğiz. Biz Ona teslim olmuşuzdur. Yakûb aleyhisselâmın ölüm vakti gelince, melekler de gelip hazır oldular. Yakûb aleyhisselâma cennetteki makamlarını ve çeşit çeşit örtüleriyle örtülmüş olan kabrini gösterdiler. Yakûb aleyhisselâm kabre baktığı zaman, orada minberler üzerinde güzel ve nur yüzlü kimseler gördü. Meleklere sordu: Bu minberler üzerinde bulunan nur yüzlü kimseler kimlerdir? – Onlar Allahü teâlânın halili olan ibrahim aleyhisselâmın torunlarıdır. Yakûb aleyhisselâm onların arasına girmeyi arzu ettiği zaman melekler dediler ki: – Onların yanına ancak şu bardaktan içenler girebilir. Hazreti Yakûb’a bir bardak su verdiler. Hazreti Yakûb, o bardaktan içmeye başlayınca vefat etti. Oğulları, cenaze namazını kıldılar. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halilürrahmân’da bulunan babası ishak aleyhisselâmın yanına defnedildi. Bildirildiğine göre burada dört kabir mevcuttur. Bunlar; ibrahim aleyhisselâma, Sâre validemize, ishak aleyhisselâma ve Yakûb aleyhisselâma aittir. Yakûb aleyhisselâm, dedesi ibrahim aleyhisselâma gönderilen sahifelerdeki emir ve yasakları, insanlara tebliğ ediyordu. Hazreti ibrahim’in dininde haram olmamakla birlikte, bazı şeyleri kendi nefsine haram kılmıştı. Bu sebeple israiloğulları da Yakûb aleyhisselâma tâbi olarak onları nefslerine haram kılmışlardı. Bunun sebebi şöyle bildirilmiştir: Yakûb aleyhisselâm, şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Hastalığın verdiği ağrı ve sızıdan dolayı gece gündüz uyuyamıyor, çok acı çekiyordu. Birgün; “Eğer Allahü te- âlâ bana bu hastalığımdan şifa verirse, yemek iç- mek kabilinden olan en çok sevdiğim şeyleri yiyip içmemeyi nezr ediyorum” demişti. Bu sebeple devenin eti ile sütünü ve içyağını nefsine haram kılmıştı. Bu husus Kur’an-ı kerimin Âl-i imrân suresi 93. âyetinde mealen; (Tevrat indirilmeden önce, israil’in [Yakûb’un] kendisine haram kıldığı şeylerden başka, yiyeceğin her türlüsü, israiloğulları için helâl idi) buyurularak haber verildi. Hazreti Yakûb’un mucizeleri Allahü teâlâ, insanlara hak yolu bildirmekle vazifelendirdiği peygamberlerine mucizeler ihsan etmiştir. Yakûb aleyhisselâ- ma verilen mucizelerden bazısı şunlardır: Yakûb aleyhisselâmın gür bir sesi vardı. Seslendiği zaman, üç konaklık yerden duyulurdu. Düş- man askerleri, sesini duydukları zaman korkularından kaçarlardı. Yakûb aleyhisselâmın attığı bir şey çok uzağa giderdi. Bir defasında oğullarını Amâlika kavmi ile muharebe etmeye göndermişti. Muharebe esnasında, Yehûda ismindeki oğlunun mızrağı kırılıp parçalandı. Zor durumda kalan Yehûda; “Babacı- ğım! Silahım kırıldı, bir silah gönder” diye seslendi. Yakûb aleyhisselâm, Allahü teâlânın izniyle oğ- lunun bu sesini işitip, da- ğın başına çıktı ve öncekine benzer bir silah attı. Oğluna da seslenip, silah attığını duyurdu. Sesi işitip silahı alan Yehûda, düşmana saldırdı ve üstün geldi. Yakûb aleyhisselâm, Kenan ahalisini imana davet ettiği sırada, onlar, oturdukları yerde dağlık ve taşlık yerler bulunmamasını, tepelerin ve taşların toprak olmasını istediler. Kavminin bu teklifi üzerine Yakûb aleyhisselâm duâ edince, arzuları yerine geldi. Böylece memleketlerinde ekilebilecek yerler genişledi. Duâsı bereketiyle bir koyundan dört kuzu doğ- muştu. Bir kavim gelip demişti ki – Ey Allahın peygamberi, geçen sene koyunlarımız hiç doğurmadı. Cenâb- ı Hakka duâ ediniz, hem bu seneki, hem de geçen seneki kuzuları birden versin. Yakûb aleyhisselâm duâ edince, her bir koyundan dörder tane doğmak suretiyle koyunları çoğaldı. Bir kimse, Yakûb aleyhisselâma suâl etti ki: – Gözün niçin görmü- yor, belin niçin büküldü? – Gözüm, Yusuf’a ağladığım için görmüyor. Bünyamin’e üzüldüğümden dolayı da belim büküldü. Bu sırada Cebrail aleyhisselâm gelip dedi ki: – Hâlinden şikâyet mi ediyorsun? – Ben sadece kederimi Allaha arz ediyorum. Ya Rabbi, gözleri görmez, beli bükülmüş şu çok yaş- lı ihtiyara merhamet eyle! iki oğlumu bana geri ver! Cebrail aleyhisselâm dedi ki: – Allahü teâlâ selâm ediyor ve buyuruyor ki: “iki çocuğun ölü bile olsaydı, seni sevindirmek için onları diriltirdim. Gö- zünün görmemesi ve belinin bükülmesinin sebebi şudur: Bir gün oruçlu, aç, fakir bir yetim sana gelmişti. Bir koyun kesip ailenle yediğin hâlde ona vermedin. Ben yetim ve fakirleri sevdiğim kadar hiçbir şeyi sevmem. Haydi bir yemek hazırla, fakirleri davet et!” Yakûb aleyhisselâm da, oruçlu olanları akşam, oruç tutmayanları da sabah yemeğe davet etti. Bilindiği gibi, nihayet iki çocuğuna kavuştu. fiu hâlde, yetime merhamet etmeli, ona zulmetmemeli, hakkını yememelidir! Yakûb aleyhisselâmın oğulları Yakûb aleyhisselâmın, on iki oğlu vardır. Yakûb aleyhisselâmın lâkabı Israil olduğu için, oğulları- na ve onların soylarından gelenlere “Benî israil israiloğulları” denilmiştir. Yakûb aleyhisselâmın, altısı ilk zevcesi Leyâ’dan; dördü, câriyeleri bulunan Belhe ve Zulfâ’dan; Yusuf ve Bünyamin de ikinci hanımı olan Râhil’den doğ- muşlardır. Bunlar on iki erkek kardeş olup, sıra ile şunlardır: 1- Robîl: En büyük oğ- ludur. Leyâ isimli ilk zevcesinden doğmuştur. Bunun soyundan gelenler, Filistin’in kuzeydoğu kısmında yerleşmişti. Remle yakınlarında kabri veya makamı ziyaretgâhtır. 2- fiem’ûn: Yakûb aleyhisselâmın, yaşça ikinci büyük oğludur. fiem’ûn’un neslinden gelenler de Lût gölünün batı sahilinde yerleşmişlerdir. 3- Lâvî: Annesi Leyâ’dır. Hazreti Musa ve Harun aleyhimesselâm bunun neslinden gelmiş- tir. Arz-ı mukaddes torunlar arasında taksim edilince, Lâvî soyundan gelenlere ayrıca bir yer verilmeyip, diğer bölgelerin mahsullerinin onda biri veriliyordu. 4- Yehûda: Yakûb aleyhisselâmın sözünü dinlediği, Yusuf aleyhisselâmdan sonra akılca en üstün olan oğludur. Leyâ’dan doğmuştur. Davud aleyhisselâm, Benî israil hükümdarları ve Hazreti isa bunun soyundan idi. Bunun neslinden gelenler Filistin’de, Kudüs’ün güneyinde ve Lût gölünün batısında olan bölgede yerleşmişlerdir. 5- Zablûn (Yâlün): Yakûb aleyhisselâmın ilk hanımındandır. Onun soyundan gelenler Taberiye Gölü ile Akdeniz arasında olan bölgede yerleşmişlerdir. 6- Isâhâr: Bu da ilk zevcesi Leyâ’dan doğmuştur. Yakûb aleyhisselâmın oğlu Yusuf’a çektiği hasret, ilâhilerde dile getirilmiştir. Bir tanesi kısaca şöyledir: A⁄LAR YAKÛB AğLAR Ben bir Yakûb idim kendi hâlimde, Mevlânın ismi var idi dilimde, Aldırdım Yusuf’u Kenan ilinde, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. Attılar kuyuya şehit kastına, Cebrail yetişti Mevlâ dostuna, ihlas ile çıktı suyun üstüne, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. Yusuf’un gömleğin al kan ettiler, Kurtlar yedi diye bühtan ettiler, Yusuf’u götürüp bilmem n’ettiler, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. Akar da Yakûb’un gözünün yaşı, Âh çekip eritir dağ ile taşı, Yusuf’u kuyuya attı kardeşi, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. Bezirgânlar geçip giderken yoldan, Yusuf’u çıkardı bulup kuyudan, Yusuf sonra oldu Mısır’a sultan, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. Bir dertli bulsam da derdime yansam, Yandım hasretine bağrım dağlasam, Yusuf’um cemalin bir dahi görsem, Ağlar Yakûb ağlar Yusuf’um deyü. peygamberler tarihi ansiklopedisi 371 YAKÛB ALEYHiSSELÂM 7- Dân: Belhe isimli câ- riyeden doğmuştur. Onun neslinden gelenler, Filistin’in kuzeyindeki bölgelerde yerleşmişlerdir. Filistin’in kuzeyinde bu isimde bir kasaba da vardır. 8- Neftâli: Annesi Belhe’dir. Nesli, Ürdün vadisinin batısında ve diğer kabilelerin yerleştiği bölgenin daha kuzeyinde yerleşmişlerdir. 9- Âşir: Yakûb aleyhisselâmın Zülfâ adlı câriyesinden dünyaya gelmiştir. 10- Câd: Bunun da annesi Zülfâ’dır. 11- Yusuf: Annesinin adı Râhil’dir. Yusuf aleyhisselâm, Yakûb aleyhisselâ- mın peygamber olarak vazifelendirilen oğludur. israiloğullarına gönderilen peygamberlerin birçoğu onun neslindendir. 12- Bünyamin: Yakûb aleyhisselâmın 12. ve en küçük oğludur. Hazreti Yusuf’un anadan da kardeşidir. Annesi Râhil, Bünyamin’in doğumundan kısa bir müddet sonra vefat etmiş idi. Bünyamin’in çok evlâ- dı oldu. Kenan iline dö- nünce, onlara çok az bir toprak verildiği için Kudüs’e gittiler. Bazı harplerde telef olmuşlarsa da sonra tekrar çoğalmışlardır. Kur’an-ı kerimde zikredilen Tâlut, Bünyamin’in neslindendir. Yakûb aleyhisselâmın oğullarından her birinin sülâlesine torun manasında “Sıbt” ve hepsine birden torunlar manasında “Esbât” denir. Yakûb aleyhisselâmın hususiyetleri Yakûb aleyhisselâm; Allahü teâlânın seçtiği, kendi zamanında yaşayan insanların görünüş, huy ve yaşayış yönünden en üstünü idi. Buğday benizli, uzun boylu, nazik yapılı bir bedene sahipti. Babası ishak aleyhisselâm gibi; halim, selim, yumuşak huylu, doğru sözlü olup, kerim ve cömert idi. Bu güzel huy ve vasışarından başka; Kur’an-ı kerimde şu hasletleri de bildirilmektedir: Dinde kuvvetli idi. Yani ibâdet ve taatte devamlı idi. Allahü teâlânın dinini insanlara tebliğ etme hususunda, her türlü fedakârlıktan çekinmemişti. Bu uğurda gelen türlü meşakkat ve sıkıntılara karşı, sabır ve sebat göstermişti. Bu husus, Kur’an-ı kerimin Sâd suresi 45. âyetinde mealen; (Kullarımız ibrahim, ishak ve Yakûb’u da hatırla ki; onlar taat ve ibâdette, kuvvet, kudret ve dinde basiret sahibidir) buyurulmak suretiyle haber verilmektedir. ihlas sahibiydi. Kalbi tertemiz ve bütün kötü- lüklerden uzak olup, her yaptığını sadece Allahü teâlânın rızasına kavuş- mak için yapardı. Allahü teâlâ, Kur’an-ı kerimin Sâd suresi 46. âyetinde mealen; (Biz ibrahim, ishak ve Yakûb’u âhireti dü- şünme hasletiyle mümtaz ihlas sahipleri kıldık) buyurarak, Yakûb aleyhisselâmın ihlas sahibi olduğunu beyan buyurdu. Salihlerdendi. Enbiya suresi 72. âyetinde mealen; (Biz ibrahim’e, isteği üzerine ishak’ı ve isteğinden ziyade olarak torunu Yakûb’u ihsan ettik. Biz onların hepsini salihlerden kıldık) buyurularak Yakûb aleyhisselâmın salihlerden olduğu bildirildi. Bitmeyen, güzel bir sabra sahipti. Oğullarının ayrılığına karşı sabrettiği Kur’an-ı kerimde bildirildi. Rüya tabirini bilirdi. Oğlu Yusuf aleyhisselâ- mın rüyasını tabir ettiği Yusuf suresinde bildiril

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.