Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.ŞUAYB ALEYHİSSELÂM

3 sene önce
932 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

HZ.ŞUAYB ALEYHİSSELÂM

Nesebi ve gençliği şuayb aleyhisselâm, Medyen ve Eyke ahalisine gönderilen peygamberdir. Hazreti ibrahim veya Hazreti Salih’in neslinden oldu- ğu; anne tarafından Hazreti Lût’un kızına ulaştığı ve Hazreti Eyyûb’la da teyzeoğulları oldukları rivayet edilir. isminin Arapçada şuayb, Süryanîcede ise Yesrûb olduğu bildirilmiştir. ismi ve nesebi şöyledir: şuayb bin Mikail bin Yeşcur bin Medyen’dir. şuayb aleyhisselam Arabi konuşurdu. Arabistan’da, Akabe Körfezi’nden Humus vadisine kadar uzanan Medyen bölgesinde doğup büyüyen Hazreti şuayb, o kavmin asil bir ailesine mensuptu. Hatta; dedelerinden olan Medyen’in etrafında toplanan insanların kurduğu şehre, Medyen ismi verilmişti. Hazreti şuayb’ın gençliği, Medyen kavminin arasında geçti. Bu bölge halkı sapıtıp azıtmış olduğundan; onların kötülüklerinden uzak yaşar, babasından kalan koyunları ile meşgul olur ve çok namaz kılardı. insanlara güzel huyları ve nasihatleri ile örnek oldu. Medyen halkı Medyenliler, atalarının doğru yolundan ayrılmışlar ve kötü yollara sapmışlardı. Bu sebeple, bir olan Allahü teâlâya ibadet etmeyi bırakmışlar; kendi yaptıkları putlara, heykellere tapmaya başlamışlardı. Medyen’in kervan yolları üzerinde bulunması, bölge halkını ticarete yö- neltmişti. Bu insanlar, yaptıkları alış verişte muhakkak hile yaparlardı. Yiyecek maddelerini alırlar, yer altına doldururlar, pahalanınca fahiş şyatla satarlardı. Ölçü ve tartı için iki değişik ölçek kullanı- yorlar, alırken büyük öl- çekle alıyorlar, satarken küçük ölçekle veriyorlardı. O zamanlar, para, ya sayılarak adet olarak veya tartılarak işlem görürdü. Medyenliler, alış veriş yaptıkları şahıslardan parayı tartı ile alıyorlar, kenarından kırptıktan sonra sayı ile başkasına veriyorlardı. insanların yollarını keserler, onların mallarından belli bir kısmına el koyarlardı. Yol üstünde dururlar, bilhassa yabancı ve gariplerin mallarını çeşitli hilelere başvurarak ellerinden alırlardı. Sıhhatlerinin, boş vakitlerinin, yiyecek, içecek ve giyecekteki bolluk, şyatlardaki ucuzluk ve emniyet içinde yaşamak gibi nimetlerin kıymetini bilip şükretmezler, ayrıca bütün bu nimetlere, nankörlük ederlerdi. Hazreti şuayb’ın Peygamberliği Medyenliler böyle zulüm ve sapıklık içinde hayat sürerken, Allahü teâlâ, onları doğru yola davet etmek için, Hazreti şuayb’ı peygamber olarak gönderdi. şuayb aleyhisselâm, onlara, Allahü teâlâ- ya şirk koşmamalarını ve yalnız Ona ibadet etmelerini; alış verişte, ölçü ve tartıda haksızlıkta bulun- mamalarını, âhiret gününe inanmalarını, yeryü- zünde bozgunculuk yapmamalarını söyledi. Eğer sözlerini dinlemez ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet etmezlerse, dünyada ve ahirette acı azaplarla karşılaşacakları- nı da haber verdi. Azgın Medyen ahalisi Hazreti şuayb’ın sözlerini dinlemeyip, azıttıkça azıttı. Kabilesinin kuvvetli olduğunu ileri sürerek, Hazreti şuayb’a kötülük yapmak istemediklerini söylediler. Fakat, ona inananları tehditten de hiç geri kalmadılar. Hazreti şuayb, kavminin sıkıntı ve eziyetlerine rağmen, kavmini doğru yola davet etti. Hazreti şuayb son derece düzgün ve etkili konuşurdu. Bu bakımdan peygamberlerin hatibi diye meşhur olmuştu. Onun böyle düzgün ve etkili konuşmasının ve son derece sabırlı davranmasının tesiri, az da olsa halk arasında kendini gösteriyordu. Hazreti ibrahim’e indirilen suhuşarda bildirilen hususları, yani Hanîf dininin hükümlerini tebliğ eden Hazreti şuayb’ın peygamberliği, şam’a kadar duyulmuştu. Allah aş- kı ile yanan nice gönül sahipleri, akın akın onu görmek ve bildirdiklerine imanla şereşenmek için Medyen’e geliyorlardı. Allahü teâlânın, felâ- ketlerine sebep olarak verdiği mal ve sıhhatleri sebebiyle kendilerini kuvvetli zanneden müşrikler, şuayb aleyhisselâma iman etmeye ve ziyaretiyle şereşenmeye gelenlere mâ- ni olmaya çalışıyorlardı. Hatta, içlerinde en doğru kimse olduğunda hiç şüphe etmedikleri Hazreti şuayb’ı, yalancılıkla suçlayarak, iman etmek için gelenleri ondan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Hazreti şuayb’ı ve ona inananları, yurtlarından çı- karmakla da tehdit ettiler. Buna rağmen şuayb aleyhisselâm kavmine karşı bıkmadan tebliğine devam ediyordu. Kavmine dedi ki: – Ey kavmim! Allahü teâlâya ibadet edin! Ondan başka ilâhınız yoktur. Alış verişinizde, ölçü ve tartıda hile yapmayın! Ben sizin zenginlik ve refah içinde olduğunuzu, bu zenginlik ve bolluğa şükretmediğiniz takdirde, bu nimetlerin elinizden çıkacağını görüyorum. Bu hı- yanetiniz sebebiyle, kıyamette cehennem azabının ve dünyada iken şiddetli bir azabın, sizi kuşatarak, hiçbirinizin kurtulamayacağından korkarım! şuayb aleyhisselâm; kavmini, “Ondan başka ilâhınız yoktur!” buyurarak tevhide davet ettikten sonra, onları, en mühim hususiyetleri olan alış verişteki hileden vazgeçmeye davet etti. Sonra bu davet, ehemmiyet sırasına göre devam etti. Medyen halkının, ölçü ve tartıyı eksik ve hileli yapmak âdetleri olduğu için, şuayb aleyhisselâm tevhidden sonra onlara; “Alış verişinizde ölçeği ve tartıyı noksan etmeyin!” buyurdu. şuayb aleyhisselâm bu kötü huylarını terketmezlerse, Allahü teâlânın, ihsan ettiği rahat ve zenginliği onlardan alacağını anlattı. Allahü teâlânın azabı- nı kendilerine tebliğ etti. “Bu hıyanetiniz sebebiyle, kıyamette cehennem azabının sizi kuşatarak, hiçbirinizin kurtulamayacağından korkarım!” dedi. şuayb aleyhisselâm, sözlerine devam ederek mealen şöyle buyurdu: – Rabbiniz tarafından size açık mucize geldi. Artık ölçüyü, teraziyi tam tutun! Insanların haklarını yerine getirmekte noksanlık yapmayın! Peygamberler ve onlara tâbi olanların vasıtasıyla ıslah olmuş olan yeryüzünü, küfür ve hilelerinizle fesada vermeyin! Eğer benim sözümü tasdik ederseniz, bu söylediklerim sizin için hayırlıdır! Hazreti şuayb’ın davet esasları şuayb aleyhisselâm, kavmine, peygamberliğinin ve bildirdiklerinin doğ- ruluğunu gösteren birçok mucize göstermiştir. Bu mucizeleri gördükleri hâlde iman etmemekte direnen kavmine, yine de imanı anlatmakta devam eden şuayb aleyhisselâm, “Artık ölçeği, teraziyi tam tutun!” diyerek, gördüğü en bariz kötü hâllerini, diğer kötülüklerden daha önce nehye çalıştı. Az bir şey için eksik ve hileli tartarak hıyanet etmek, ahlâken de çok çirkin bir iştir. Bunun için Allahü teâlâ, haram olduğunu bildirdi ve hiçbir özür bırakmadı. Böylece insanlara ölçü ve tartıyı tam yapmalarını emretti. şuayb aleyhisselâmın davet ettiği hususlar iki esasta toplanmaktadır: Birincisi, Allahü teâlânın emirlerini büyük bilmek. Bu esasa, tevhid ve peygamberleri tasdik de dahil olmaktadır. ikincisi ise, Allahü teâlânın yarattıklarına acımaktır. Buna, eksik ve hileli tartma ile fesat çıkarmayı terketmek, kisaca insanlara eziyeti bırakmak girmektedir. Herkese faydalı olmak ve yardım etmek zordur. Fakat, herkese kötü- lük yapmaktan geri durmak mümkün ve lâzımdır. şuayb aleyhisselâmın bildirdiği bu hususlar Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: (Ey kavmim! Ölçekte ve terazide adaleti yerine getirin! insanlara, hakkı olan şeyleri noksan vermeyin! Günah işlemek suretiyle yeryüzünde fesat çıkarıcı olmayın! Eğer mü- min kimseler iseniz [yani benim söylediklerimi kabul edip, tasdik ediyorsa], Allahü teâlânın helâlinden bıraktığı kâr, sizin için [Ölçü ve tartıda hile yaparak elde ettiğiniz fazlalıktan] daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir muhafız değilim.) [Hûd 85-86] şuayb aleyhisselâm böyle demekle, “Sizi kötü işlerden alıkoyacak gü- cüm yok ve yaptığınız kö- tü işlerden dolayı, ceza veremem. Yaptığınız kötü- lükler sebebiyle, üzerinizde bulunan nimetlerin elinizden çıkmasına da mani olamam. Ben ancak tebliğ edici, nasihat verici ve ba- şınıza gelecekleri vadedilen azapla korkutucuyum!” demek istemiştir. şuayb aleyhisselâmın bu daveti karşısında kavmi yine iman etmemekte direndi ve çok namaz kılan Hazreti şuayb’ı ibadet ederken gördükleri için, hakaret etmek niyetiyle bir saygı ifadesi bile kullanmadan dediler ki: – Ey şuayb! Bizim babalarımızın ibadet ettiği putlardan ve kendi mallarımızdan dilediğimizi eksik ölçüp tartmamızdan vazgeçmemizi, sana namazın mı emretti? şuayb aleyhisselâm senelerce kavmini bıkmadan, usanmadan Allaha iman etmeye, ölçü ve tartıyı tam yapmaya, insanların hakkını tam vermeye davet etti. Ayrıca; yollara oturup insanları tehdit etmekten, eziyette bulunmaktan, Allahü teâlâya iman edecek kimselere mâni olmaktan, iman edecek veya iman etmiş olanları şüphe ve tereddüde düşürmekten, eğri yola gitmelerini istemekten men ederek, onlara demiştir ki: – Sizin sayınız ve malı- nız az iken, sizi mal ve evlât ile çoğaltan Allahü te- âlâyı zikredin! Sizden önceki ümmetlerden bozgunculuk edenlerin akı- betlerinin ne olduğuna bakın ve ibret alın! şuayb aleyhisselâm, kavmine, Allahü teâlânın onlar üzerindeki nimetlerini, geçmiş ümmetlerden iman etmeyenlerin başına gelenleri haber vererek, onları imana, taate, günahtan uzaklaşmaya teşvik etmesine karşılık, kavmi, iman etmemekte direndiler ve şuayb aleyhisselâmla alay etmek için dediler ki: – Hâlbuki biz seni rüşd ve hilm sahibi bir kişi olarak biliyorduk. Böyle iken sen atalarımızın dininden bizi nasıl uzaklaştırmaya çalışırsın? şuayb aleyhisselâm, kavminin cahil, inatçı ve alaylı sözleri karşısında şöyle cevap verdi: Ey kavmim! iyice dü- şünüp bana cevap verin! Eğer ben, Rabbim tarafından ilim, hidayet, din ve nübüvvet ile gelmişsem veya Rabbim beni helâl nimetler ile rızıklandırmış ise, yine hakkımda böyle isnatlarda bulunur musunuz? Ben, Allahü teâlânın pek çok lütfuna kavuşmuş iken, Onun emrine karşı gelemem. Rabbimin emir ve yasaklarını size tebliğ etmekten de asla vazgeç- mem. Siz benim bu hâlimi niçin anlamıyorsunuz? Hâlbuki, sizin yapmanı- zı bildirdiğim hususları, ben de yerine getiriyorum. Sizin sakınmanızı bildirdiğim kötülüklerden en evvel kendim kaçınıyorum. Ben, yapmanızı ve yapmamanızı istediğim hususları gücüm yettiği kadar tebliğ ederek, sizin ıslah olmanızı isterim. Benim söylediklerim, sizin faydanızadır. Size bildirdiklerimi zorla yaptıracak güçte değilim. Muvaffakiyetim Allahü teâlânın yardımı iledir. Ben, yalnız Ona tevekkül edip, bütün işlerimde Ona güvendim ve Ona sığındım. Çünkü her şeye kadir olan Odur. Ben ancak Ona dönerim. Onun lütuf ve inayetine, yardımına güvenirim. Ey kavmim! Nuh kavminin suda boğulduğunu, Hûd kavminin şiddetli rüzgârla savrulduğunu, Salih kavminin bir sayha, bir zelzele ile helâk edildiğini bilmiyor musunuz? Bana olan düşmanlık ve muhalefetiniz, böyle bir belâya uğramanıza sebep olmasın! Ey kavmim! Lût kavminin başlarına gelenleri, zaman ve mekân bakımından yakınlığınız sebebiyle bilirsiniz. Onların başına gelenleri düşünüp, küfür ve isyandan vazgeçmeniz lâzım gelmez mi? Ey kavmim, artık uyanın! Rabbinizden magşret dileyin! Ona iman edin! Sonra tövbe ederek gü- nahlarınızın affedilmesi için yalvarın! Başka şeylere tapınmaktan vazgeçip, yalnız Ona ibadet edin! Önceden yaptığınız gü- nahlardan da pişman olup af dileyin! şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir. Tövbe edenlere merhamet ve inayeti pek çoktur. Fakat azgın Medyen halkı söz dinlemedi. şirretliklerini gittikçe artırıp, ona dediler ki:  Ey şuayb! Söylediklerinden birçoğunu iyice anlayamıyoruz. Bunu alay maksadıyla söylüyorlardı. Çünkü şuayb aleyhisselâm iyi bir hatip idi. Açık ve net konuşurdu. Anlaşılmayacak hiçbir şey bırakmazdı. Kavmine, kendi dillerinde açık bir lisanla nasihat veriyordu. Kavminin insanları, şuayb aleyhisselâma düş- manlıklarından dolayı, onun açık ve net anlattığı şeyleri bile anlamadıkları- nı söylüyorlardı. Böylece; “Senin peygamberliğin ve Allahü teâlânın birliği hakkında söylediklerinin doğruluğu bizce meçhuldür” demek istiyorlardı. Hatta diyorlardı ki: – şüphe yok ki, biz seni aramızda cidden zayıf görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı, elbette seni taşlayarak öldürürdük. Sen bize karşı bir izzet ve üstünlük sahibi değilsin. Üstelik sen, bizim sana yapacaklarımıza karşı koyacak güç ve kuvvete de sahip değilsin. Ama biz, akrabalarının hatırı için, sana bir şey yapamıyoruz. şuayb aleyhisselâm; onlardan korkmadığını, kavminden gelebilecek bir kötülüğe mukabelede bulunmaktan çekinmeyece- ğini, zillete sebep olan azabın kimlere geleceğinin ve kimlerin yalancı olduğunun yakında anlaşı- lacağını açıkça söyleyerek buyurdu ki: – Ey kavmim! ilmiyle, kudretiyle bütün yaratılmışları kuşatmış olan Rabbimi ve peygamberi olarak benim de Onun himayesinde bulunduğumu düşünmüyor da, âciz birer yaratık olan akrabalarımın hatırı için bana saldırmadığınızı söylüyorsunuz. Hâlbuki sizin yaptığınız iş- leri, ilmiyle çepeçevre kuşatmış olan Allahü teâlâyı hiçe sayıp unuttunuz. Ona ortak koşup, peygamberlerine ihanette bulundunuz. Onu, hâşâ, unutulmuş, arka tarafa atılmış bir şey gibi telakki ettiniz. Böyle kâşrane bir kanaatte bulunmuş olduğunuzun farkında değilsiniz. Ey kavmim! Bütün kuvvetinizle dilediğinizi yapın! Ben de vazifemi yapıcıyım. Yakında Allahü teâlâdan azap gelince, kim zelil ve rüsva olur, yalancı kimdir, bileceksiniz. şimdi azaba hazır olun! Ben de sizinle beraber, sizin azabınızı gözeticiyim. Hazreti şuayb’ın, onların tehditlerine aldırış etmeyerek, herkese Allahü teâlânın dinini anlatmaya çalışması karşısında, müş- rikler; azgınlıklarına ziyadesiyle devam ettiler. Allahü teâlâya iman edenleri korkutarak, inançlarından vazgeçirmeye çalıştılar. inanmak için gelenlere, Hazreti şuayb’ı kötülediler. Kavminin ileri gelenlerini, Hazreti şuayb’a tâbi olmaması için tehdit ederek dediler ki: – şuayb’a uyarsanız, o takdirde muhakkak en bü- yük zarara uğramış kimseler olacaksınız! Fahreddin-i Râzî hazretleri buyurdu ki: – Allahü teâlâ, Medyen ahalisinin şuayb aleyhisselâmı yalanlayarak düştükleri sapıklığın büyüklü- ğünü bildirdi. Sonra, onların kendileri saptıkları gibi, başkalarını da saptırdıklarını beyan etti. şuayb aleyhisselâma uyanları kı- nadıklarını açıkladı. Medyen halkı dünyada ölçü ve tartıda hile yapmak suretiyle sapıklıkta son noktaya geldiler. Bu sebeple azaba, felâkete uğramaya müstahak oldular. Bu kavmin insanları, puta tapmak esasına dayanan dinlerini ve insanların aldatılmasıyla elde ettikleri kötü kazançlarını terk etmeyi, büyük bir zarar zannediyorlar, başkalarını da böyle bir duruma düşmekten men ediyorlardı. şuayb aleyhisselâm kavmini davetten geri durmuyor, onlara nasihati hiç bırakmıyordu. Kavmi, iman etmedikleri gibi, imana gelenlere de mâni oluyordu. Bu duruma çok üzülen şuayb aleyhisselâm onlara şöyle diyordu: – iman etmek için gelenlerin yolları üzerine oturup, onları eziyet tehdidi ile korkutarak, Allahü teâlâya iman etmelerine mâni olmayın! Eğri yola gitmelerini talep etmeyin! Sizin sayınız ve malınız az iken, sizi mal ve evlât ile çoğaltan Allahü teâlâyı zikredin! Sizden önceki ümmetlerden bozgunculuk edenlerin akıbetlerinin ne olduğuna, Allahü teâlânın onları nasıl helâk ettiğine bakın ve ibret alın! Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen şeye iman eder ve bir kısmınız inkâr ederse, Allahü teâlâ aramızda hakkı ortaya çı- karmak için, bâtıl yolda olanları helâk etmek suretiyle hükmedinceye kadar sabredin! O, hâkimlerin en hayırlısıdır. şuayb aleyhisselâm sözleri ile kâşrlere gelecek azabı bildirmiş ve müminlerin de sabretmesini istemiştir. Kâşrler, Hazreti şuayb’ın bu güzel nasihatlerini yine dinlememişler; kibirlenerek bildirdiklerine inanmayı hakaret saymış- lar; kendi dinlerine uymadıkları takdirde, Hazreti şuayb’ı ve ümmetini memleketlerinden kovacakları tehdidini savurmuşlardı. Hazreti şuayb’ın kavmi, iman etmeyi kibirlerine yediremeyen reisleri aracılığıyla dediler ki:-Ey şuayb! Seni ve sana iman edenleri, seninle beraber beldemizden çı- karırız veyahut kat’î surette bizim milletimize dö- nersiniz. şuayb aleyhisselâm şöyle cevap verdi: – Kerih gördüğümüz dine nasıl döneriz? Muhakkak ki, Allahü teâlâ bizi hak dinle şereşendirip, bâtıl dininizden kurtardıktan sonra, sizin milletinize dönersek, Allahü teâlâya yalan yere iftira etmiş oluruz. Dininize dönmek bize mümkün olmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi ihata etmiş, kuşatmıştır. Bizi imanda sabit kılması, yakine ulaştırması hususunda ancak Allahü teâlâya tam tevekkül ettik. Ya Rabbi, bizimle kavmimiz arasında hak ile hü- küm ver! Sen hükmedicilerin hayırlısısın! Tefsir âlimlerinin bildirdiklerine göre, Hazreti şuayb’ın bu hususları söylemekten kasdı şuydu: O sapık dine dönüldü- ğü takdirde, Allahü teâlâ- nın ortağı ve benzeri oldu- ğunu iddia etmiş olmak lâzım gelir. Allahü teâlâ- nın dininin hak din olmayıp bâtıl olduğuna ve o müşriklerin dinlerinin de, hakka yakın olduğuna inanmış olmak icap eder. Bu ise, en büyük yalan, muazzam bir iftiradır. Hakiki olan islâm dini terkedilip de bâtıla nasıl itikad edilir? şuayb aleyhisselâm, kavminin iman etmesinden ümidini kesince, Allahü teâlâya duâ etti. Hazreti şuayb’ın duâsı, Kur’an-ı kerimde şöyle bildirilmektedir: (Ya Rabbi, bizimle kavmimiz arasında hak ile hü- küm ver! Sen hükmedicilerin hayırlısısın…) [A’râf 89] şuayb aleyhisselâm bu sözlerini, Allahü teâlâya tevekkül ve kavmine azâb-ı ilâhî gelmesi için bedduâ ile bitirdi. Medyen halkının helâki Hazreti şuayb’ın kavmi olan Medyen ahalisi, Hazreti şuayb’a ve ona inananlara karşı düşmanlıklarını çoğalttılar. şuayb aleyhisselâmı ve ona tâbi olanları öldürmeyi düşündüler. Onlar, zihinlerindeki kötülükleri şiliyata dökmek için çalışırlarken, Hazreti şuayb’ın du- âsından sonra Cebrail’in sayhası ve bir zelzele, onları hakir ve zelil kıldı. Hepsi yok oldular. Sanki onlar, o beldede yaşamamışlardı. şuayb aleyhisselâm ve ona iman edenler, kötü- lüklerden korundukları gibi, onların maruz kaldığı azaptan da kurtarılarak saadete erdirildiler. Allahü teâlâ, bu azgın kavmin helâk oluşunu Kur’an-ı kerimde mealen şöyle beyan buyurmaktadır: [Cebrail aleyhisselâ- mın] sayhasıyla, onları zelzele alıp, evlerinde yüzleri üzerine düşerek helâk oldular.) [A’râf 91] (Azap emrimiz gelince, şuayb’a ve onunla olan müminlere rahmetimizle necat verdik ve küfürle nefslerine zulmedenleri Cebrail’in (aleyhisselâm) sayhası yakalayıp, evlerinde helâk oldular. Sanki onlar, orada ikamet etmemiş, yaşamamışlardı. Semûd kavmi, rahmet-i ilâ- hiyeden nasıl uzaklaştırıldıysa, Medyen kavmine de öylece bir uzaklık verildi.) [Hûd 94-95] Medyen ahalisi, böylece Hazreti Salih’in peygamber olarak gönderildi- ği Semûd kavmine gelen azabın bir benzeri ile cezalandırılmıştır. Yalnız Semûd kavmini altlarından, Medyen ahalisini ise üstlerinden gelen bir sayha helâk etmiştir. Kavminin durumunu gören Hazreti şuayb, onların iman etmeyerek bu hâle düşmelerine üzüldü. Sonra kendisini teselli etti. Bu husus Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirildi: (“Ey kavmim! Ben, Rabbimin gönderdiklerini size tebliğ ettim ve sizin için nasihatte bulundum. Artık ben kâşr olan bir kavme karşı nasıl fazlaca mahzun olurum?” dedi.) [A’râf 93] Elbette Medyen halkı, kendisinin bildirdikleri Allahü teâlânın emir ve yasaklarına inanmamakla azaba müstahak olmuşlar ve küfürde ısrarlarının kar- şılığını görmüşlerdir. Eyke halkı şuayb aleyhisselâm, kavminin helâkinden sonra Medyen’e yakın; yeşillik, ağaçlık ve bolluk içinde bir şehir olan Eyke’deki insanlara, doğru yolu göstermekle vazifelendirildi. Eyke halkı, Medyen ahalisinin bütün hususiyetlerini taşıyordu. Her türlü azgınlık ve kötülük onlarda da vardı. Onlar da bolluk içindeydiler. Teraziyi onlar da doğru kullanmazlar, öl- çüde hile yaparlardı. Alış verişlerinde karşı taraftakine muhakkak zarar vermeye, onu aldatmaya çalışırlardı. Alırken ucuz ve fazla fazla alırlar, satarken pahalı ve eksik verirlerdi. Yurtlarının, ticaret yolları üzerinde bulunmasından istifade ederek, yolcuları soyarlardı. Hepsinden kö- tüsü; puta taparlar, Allahü teâlânın peygamberine iman etmek için gelenleri, niyetlerinden vazgeçirmek için Hazreti şuayb’a yalancı derlerdi. istekleri olmazsa, tehditte bulunup eziyet yaparlardı. Başkalarının geçeceği yerlerde dururlar ve insanlara sıkıntı verirlerdi. Aslında Medyen halkı çoğalıp, şehirlerine sığ- maz olunca, bir kısmı oradan ayrılıp Eyke’ye yerleşmişler, orayı imar edip, yurt edinmişlerdi. Medyen ahalisinin küfürde inat ederek helâke uğramasından sonra, şuayb aleyhisselâm, Eyke halkını hak yola davet ederek dedi ki: – Allahü teâlâdan korkmaz mısınız ki, Ona isyan edersiniz? Ben sizin için emin bir peygamberim. Allahü teâlâdan korkun! Yasakları terk edip bana itaat edin! Ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbindendir. Kileyi, ölçeği tam öl- çün, eksik tartarak insanların haklarına zarar verenlerden olmayın! Doğru terazi ile tartın! Yeryüzünde adam öldürmek, zina etmek ve yol kesmek suretiyle bozgunculuk yapmayın! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Allahü te- âlânın azabından korkun! Eykeliler, bugün bile ticaret hayatında geçerli olan ve herkesin uyması gereken, en azından toplumların sosyal yapılarının temelini oluşturan bu nasihatlere kulak asmadı- lar, iman etmediler ve kar- şı çıktılar. Hatta Hazreti şuayb’a dediler ki: – Sen defalarca sihre uğ- ramış olanlardansın. Sen ancak bizim gibi bir insansın. Biz senin davanda yalancılardan olduğunu zannediyoruz. Eğer davanda sadık isen, üzerimize gökten bir parça azap düşür. şuayb aleyhisselâm, kavminin iman etmesinden ümidini kesince, Allahü teâlâya duâ etti. Bu du- âdan sonra, anîden Allahü teâlânın emriyle sıcak rüzgârlar esti. insanlar evlerine kaçtılar. Fakat sıcak rüzgârların şiddetini artırması üzerine, kâşrler çaresiz kaldılar. Belki serinleriz ümidiyle insanlar akarsu bulunan yeşillik ve gölgelik yerlere koşuştular. Fakat günden güne artan hararet, akarsuları kaynatırcasına ısıtmaya; kızgın bir hâle gelmiş olan taş ve toprak, insanların ayaklarını yakmaya başladı. Yüzleri rüzgârın tesirinden kıpkırmızı oldu. Fakat kâşrler yine de küfürlerinde ısrar ettiler. Böylece ebedî felâkete uğradılar. inananlar ayrı yere çekilip, kâşrlerin bu hâlini ibretle seyrettiler. Cebrail aleyhisselâm bir bulut getirip şehrin dışında tuttu. Bulut sanki güneşi kaplamış, serinlik veriyor gibi idi. Kâşrler bunu görünce, ötekilere de haber verip bulutun altı- na koşuştular. “Bir serinlik bulduk, altında gölgeleniriz!” diyorlardı. Çünkü sıcaktan iyice bunalmışlardı. Hep birlikte orada toplanınca; “Ey Eykeliler! Peygamberinizi yalanladığınız gibi, Rabbinizin acı azabını da tadın! Önünde secde ettiğiniz putlarınıza söyleyin, eğer güçleri yeterse sizi kurtarsınlar!” diye nida gelip, kâşrlerin üstüne ateş ve kıvılcımlar yağmaya başladı. Bütün kâşrler ve onlara ait şeyler, ağaçlar, taşlar bile yandı. ihtiyarlık ve âcizlik sebebiyle bulutun altına gelemeyen kâşrler, hararetin sıkıntısıyla bir miktar da olsa, serinlemek için evlerine kapandılar. Fakat onlar da Cebrail aleyhisselâ- mın sayhasıyla helâk oldular. Sanki orada yaşamamışlar gibi onlardan da bir eser kalmadı. Hazreti şuayb’ın hususiyetleri Peygamberlerin hepsi, Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bildirirken, aynı usulü kullanmışlardır. Bu usulde peygamberler, insanlara takvayı, Allahü teâlânın emirlerine itaatı, ibadetleri ihlas ile yapmayı emretmişler; davetleri hususunda onlardan bir ücret talep etmemişler, ecirlerinin Allahü teâlânın katında olduğunu bildirmişlerdir. Medyen halkı ile eshab-ı Eyke’nin peygamberlerini yalanlamaları ve inkârda aşırı gitmeleri üzerine, şuayb aleyhisselâm onların helâk olmaları için duâ etti ve Medyen ve eshab-ı Eyke helâk oldu. şuayb aleyhisselâmın peygamber olduğu kavimlerden Medyen halkı Cebrail aleyhisselâmın sayhası ve zelzele ile, eshab-ı Eyke de gölge ile helâk oldu. şuayb aleyhisselâm, kavminin helâk olmasından sonra, tekrar Medyen’de yerleşti. inananlardan birinin kızı ile evlendi. iki kızı oldu. Kızlar büyüdü. Kızlarından biri Hazret-i Musa aleyhisselam ile evlendi. Kendisi iyice yaşlandı. Bir müddet sonra Mekke-i mükerremeye gidip, oraya yerleşti. Daha sonra orada vafat edip, Zemzem kuyusu ile Makam-ı ibrahim arasında, Kâbe’nin altınoluk tarafına defnedildi. Her peygamber gibi şuayb aleyhisselâmın da kendisine mahsus bazı hususiyetleri vardı. Bunlardan biri, insanları kırmadan, tatlı ve güzel bir lisanla onlara emr-i maruf yapmasıdır. Nitekim Resû- lullah efendimiz, güzel konuşmasından dolayı, ondan; Hatib-ül-Enbiya diye bahsetmiştir. şuayb aleyhisselâmın bir başka özelliği de, çok namaz kılıp, Allah korkusundan pek fazla ağlamasıdır. Allah korkusundan ve Onun rızasını kazanabilmek düşüncesinden o hâle geldi ki, ağlamaktan neredeyse gözleri görmez hâle gelecekti. şuayb aleyhisselâmın hususiyetlerinden biri de, alış verişte Allahü teâlânın emir ve yasaklarına titizlikle uyması idi. Bu sebeple, başkalarının haklarının kendi üzerinde kalmamasına çok dikkat eder ve azamî gayreti gösterirdi. Hâlbuki onun kavmi terazi ve ölçüde hile yapmadan duramazlardı. Zamanın geçer akçesi olan altın ve gümüş paraların kenarlarından kırparlar, alış veriş yaptıkları kimselere muhakkak zarar verirlerdi. Hazreti şuayb’ın mucizeleri Her peygamber gibi şuayb aleyhisselâm da peygamberliğini ispatlamak ve sözünün doğru olduğunu göstermek için mucizeler izhar etti. Bunlar karşısında, inananların imanı kuvvetlendiği gibi, bazı inanmayan kimseler de imana geldiler. inatçı kâşrler ise, onu, sihirbazlıkla itham ettiler. Hazreti şuayb’ın mucizelerinden bazıları şunlardır: Birgün kavmi, Hazreti şuayb’a dediler ki: – Gerçekten peygamber isen siyah olarak doğ- muş olan kuzularımızı beyaz hâle getir! şuayb aleyhisselâm duâ edince, duâsı kabul olunup; “Ya Hayy, ya Kayyûm, ya Rahmân, ya Samed, ya Sebbûh” ism-i şerişeri ile duâ etmesi emredildi. Hazreti şuayb böyle duâ edince, kuzuların hepsi beyaz oldu. Yine bir defasında kavmi, Hazreti şuayb’a gelip dediler ki: – Hak peygamber isen duâ et de, şu dağlar ve taşlar kalkıp, yerleri dümdüz ovalık olsun! şuayb aleyhisselâm duâ edince, cenab-ı Hak kabul buyurup, elini dağ ve taşlar üzerine koymasını emreyledi. Elini koyduğu her taş, toprak oldu. Oradaki dağ ve taşlardan eser kalmayıp, kavminin istediği gibi bir ova meydana geldi. şuayb aleyhisselâm, peygamber olduğunu Allahü teâlânın emriyle açıklayınca; kavmi, koyun sahibi olmayan Hazreti şuayb’ın, kendilerinin koyunlarını ellerinden almak için böyle bir yola başvurduğunu iddia ettiler. şuayb aleyhisselâm bunu duyunca, üzüldü. Kendisine koyun ihsan eylemesi için Allahü teâlâya duâ etti. Orada bulunan taşlara eliyle işaret etmesi emrolundu. Hazreti şuayb emredildiği şekilde taşlara işaret edince, o anda hepsi koyun oldu. Hazreti şuayb’ın koyunları, kavminin koyunlarının birkaç misli fazla oldu. şuayb aleyhisselâm, bir defasında bir yerde bulunan taşların etrafında döndü. O taşlar bakır oldu. Bakırları işleten insanlar çok zengin oldular. Hazreti şuayb’ın kavminin bulunduğu yerde büyük kum tepeleri vardı. insanlar onlardan çok sıkıntı çekiyorlardı. Hazreti şuayb’dan bu kum tepelerini kaldırmasını istediler. şuayb aleyhisselâm da duâ etti. Sonra eliyle işaret edince, Allahü teâlânın izniyle tepeler, uçan kuşlar gibi kalkıp, kimsenin rahatsız olmayacağı bir yere kondular. şuayb aleyhisselâm bir dağa çıkacağı zaman, dağ küçülür; âdeta bir deve gibi çökerdi. şuayb aleyhisselâm istediği yere çıkınca, yine eski hâlini alırdı. Hazreti şuayb’ın mucizelerinden biri de doğru yoldan sapmış olan Eykelilerin, “Eğer peygamber isen, bizim üstümüze gökten bir parça düşür!” demeleri ve Hazreti şuayb’ın bu hâli Allahü teâlâya arz etmesi üzerine, gökten azap inmesidir. Önce sı- caklık artmış, daha sonra da serin bir bulut görünmüştü. insanlar, bulutun altına toplanınca, üzerlerine ateş yağarak hepsi helâk oldular. Onların hâlini seyreden müminler ise hiç rahatsız olmadılar. Hâlbuki onlarla aralarındaki mesafe fazla değildi ve onları seyrediyorlardı. Hazreti şuayb’ın peygamberliğine inanmayan Eyke halkı, ondan mucize istediler. şuayb aleyhisselâm da çevredeki putlara hitap edip dedi ki: – Rabbiniz kimdir? Ben kimim? Söyleyin! Taş ve ağaçtan yapılmış, cansız birer mahlûk olan putlar, dile gelip dediler ki: – Rabbimiz ve yaratıcı- mız Allahü teâlâdır. Ya şuayb! Sen ise Allahü teâlâ- nın peygamberisin! Bu sözleri söyleyen putların hepsi, yerlere dü- şüp paramparça oldular. Bu sırada şiddetli bir rüzgâr esti. Kâşrler kaçıp evlerine saklandı. Birçok kimse, bu mucizeler karşı- sında imanla şereşenip, Müslüman oldu. inanmayanlar, azgınlıklarını daha da artırdılar. inananlara eziyet etmeye kalkıştılar.

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.