Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.EYYÛB ALEYHiSSELÂM

3 sene önce
818 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

HZ.EYYÛB ALEYHiSSELÂM

Nesebi ve gençliği Hazreti Eyyûb, Hazreti ishak’ın oğlu Iys evlâdındandır. Babası Mus bin Ravil veya Razıh bin Iys’dir. Annesi, Hazreti Lût’un neslinden idi. Hanımı Rahîme, Hazreti Yusuf’un oğlu Efrahim’in kızıdır. Eyyûb aleyhisselam uzun boylu, kıvırcık saçlı, güzel gözlü, geniş göğüslü, kısa boyunlu ve adaleli kollu idi. Allahü teâlâ Hazreti Eyyûb’a, dedesi Hazreti ishak’ın duâsı bereketiyle çok mal ve servet verdi. Sürü sürü hayvanlar, bağlar, bahçeler ve çok evlât ihsan etti. fiam civarında Beseniyye mevkiindeki çiftliklerinde binlerce insan çalışırdı. Hizmetçilerinin, tarla ve hayvanları- nın çokluğu bakımından asrında bir benzeri yoktu. Servetinin çokluğu, onu, Allah yolundan hiçbir zaman alıkoymadı. Çok ibadet ederdi. Yetimlere dullara bakar, misafirsiz sofraya oturmaz, yoksullara yardımda bulunurdu. Çıplakları giydirir, dulları korurdu. Eyyûb aleyhisselâma, fiam civarında yaşayan insanlara peygamber oldu- ğu bildirildi. Onları Allahü teâlâya iman ve ibadete çağırdı. Bu uğurda pek çok zahmet çekti. ilâhî vahye mazhar bir peygamber olduğu, Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildirilmektedir: (Biz, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim ibrahim’e, ismail’e, ishak’a, Yakûb’a, torunlarına, isa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik.) [Nisâ 163] (Biz ona, ishak ile Yakûb’u ihsan ettik ve her birini hidayete, nübüvvete erdirdik. Daha evvel de Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyûb’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete, nü- büvvete kavuşturduk. Biz, iyi hareket edenleri işte böyle mükâfatlandırı- rız.) [En’âm 84] Hazreti Eyyûb’un imtihanı Eyyûb aleyhisselâm, Allahü teâlâyı andığı zaman, göklerde bulunan melekler ona salât ve selâm ederlerdi. Cenab-ı Hak, Hazreti Eyyûb’u imtihan etmeyi murad etti. Eyyûb aleyhisselamın imtihana çekilmesinin sebeplerinden birini ibni Esir ve ibni Asakir şöyle bildirirler: fiam tarafında kuraklık, kıtlık olur. Mısır Hükümdarı Eyyûb aleyhisselama, bize gel! Bizim yanımızda senin için bolluk, genişlik vardır, diye yazı gönderince Eyyûb aleyhisselam malları ve ailesi ile birlikte Mısır’a gider. Firavn onlara yiyecekler, elbiseler verip kalacak yer temin eder. Eyyûb aleyhisselam Hükümdarın yanında bulunduğu bir sırada fiuayb aleyhisselam gelip içeri girer ve hükümdara şöyle seslenir: Gök, yer, denizler ve dağlar halkı kızınca Allahü tealanın da gazaba geleceğinden korkmaz mısın? Eyyûb aleyhisselam ise susar ve konuşmaz. fiuayb ve Eyyûb aleyhisselam hükümdarın yanından çıkınca Allahü teala Eyyûb aleyhisselama: Ey Eyyûb! Sen, hü- kümdarın ülkesine gittiğin için sustun, öyleyse imtihana hazırlan, diye vahy eder. Böylece Allahü teala Hazreti Eyyûb’u imtihana tabi tutar. Önce Hazreti Eyyûb’un mallarını çeşitli vesilelerle elinden aldı. Koyunları sel ile, ekinleri rüzgâr ile telef oldu. fieytan da çoban suretinde, ağlayarak Eyyûb aleyhisselâ- mın yanına geldi. Eyyûb aleyhisselâm o esnada insanlara vaaz ve nasihatle meşgul idi. “Ey Eyyûb! fiaşılacak bir afet oldu. Allahü teâlâ malını mülkünü helâk etti!” dedi. Hazreti Eyyûb, bu haber karşısında hiçbir şikâyette bulunmayarak, Allahü teâlâya hamd ve şükürde bulundu. fieytan onun hamd ve şükretmesi karşısında tekrar dedi ki: – Hani hudutsuz araziler, hani sayısı bilinmeyen hayvanlar, hani meyve bahçeleri, hani evler, ocaklar? Bunca mal ve mülk elden gitti. Bir daha bunlar ele geçer mi? Hazreti Eyyûb yine şükredip şöyle cevap verdi: – O malı mülkü bana Rabbim vermişti. fiimdi de aldı. Çünkü malımın da benim de sahibim Odur. Dilerse verir, dilerse alır, Ona yaptığı işten dolayı suâl sorulmaz! Hazreti Eyyûb’un bu hâli ve sözleri, şeytana müthiş bir şamar oldu. Bu kadar malı mülkü gitmiş olmasına rağmen, sabır ve şükründe ve tevekkülünde zerre kadar bir değişiklik olmaması, onu çileden çı- karıyordu. Ancak Eyyûb aleyhisselâm Allahü teâlâ- nın bir peygamberi idi. O bütün bu malların sevgisini kalbine hiç getirmemiş ve bunları Allahü teâlânın rızasını kazanmaya vesile kılmıştı. Kalbinde zerre kadar mal sevgisi bulunmayan kimse, geçici olan mal ve mülke hiç aldanır mıydı? Allahü teâlâ, Eyyûb aleyhisselâmın bütün malını aldıktan sonra, hocaları ile ders okuyan çocuklarının da zelzele ile canlarını aldı. Bunu gören şeytan, hoca şekline girip, feryat ve figan ile Hazreti Eyyûb’un yanına geldi. Başı- na topraklar serpip, gözlerinden kanlı yaşlar akıtarak dedi ki: – Ey Eyyûb! Allahü te- âlâ evini zelzele ile yıktı. Çocukların öldü. Her biri parça parça oldular. Bağrışmaları, inlemeleri dayanılacak gibi değildi. fieytan öyle anlattı ki, Hazreti Eyyûb’un mübarek gözlerinden yaş geldi. fieytan; Hazreti Eyyûb’un feryat ve figan etmesini bekliyordu. Fakat ondaki sabır ve tevekkülü görünce, hiddetlendi ve tam konuşmaya başlayacağı sırada Hazreti Eyyûb dedi ki: – Ey mel’un! Sen iblissin. Beni Rabbime isyana teşvik etmek istiyorsun. fiunu bil ki, evlâdım bir emanet idi. Rabbime niçin incineyim? Ben her hâlü- kârda Rabbime hamd ederim. Hazreti Eyyûb Allahü teâlânın takdîrine razı olmuş idi. Oğullarının vefat etmeleri üzerine, “Eceli gelen bu dünyadan gider. Birgün ben de gidece- ğim!” diye düşündü. Bundan sonra Allahü teâlâ, Eyyûb aleyhisselâ- mı, bedenine hastalık vererek imtihan etmeyi murat etti. Eyyûb aleyhisselâmın vücuduna hastalık verdi. Hazreti Eyyûb’un hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi. Akrabaları, komşuları ve başkaları yanına uğramaz oldu. Yalnız, sadakat ve şefkat timsali hanımı Rahîme Hatun onu terketmedi. Ona hizmetine devam edip, ihtiyaç için neyi varsa sarfetti. El işi yaparak, başka evlere hizmet için giderek maişet teminine çalıştı. Bu arada şeytan yine vesvese vermek için elinden geleni yapıyordu. Kâh Eyyûb aleyhisselâma mal ve mülkünü hatırlatıyor, bazen çocuklarını, bazen de hastalığını hatırlatıyordu. Ama her seferinde sabır, hamd ve şükürle karşılık buluyordu. Hazreti Eyyûb’un hasta olması ve hastalık sebebi, Kur’an-ı kerimde Sâd suresi 41. ayet-i kerimesinde mealen şöyle bildirilmektedir: ([Ey Habibim!] Kulumuz Eyyûb’u hatırla! O, Rabbine; şeytan beni yorgunluğa, meşakkate ve azaba, hastalığa uğrattı, sebep oldu, diye duâ ve nida etti.) Burada Hazreti Eyyûb edebi gözeterek, duâsında yorgunluğu ve hastalığı, şeytana nisbet etti. Çünkü şeytan, zenginliğine, evlâ- dına ve çok ibadet edişine haset edip, musallat olmak istemişti. Gerçekte Eyyûb aleyhisselâm her şeyin Allahü teâlâdan olduğunu bilirdi. fieytan bu defa da Hazreti Eyyûb’un bulunduğu şehir halkına vesvese vererek; “Aman Rahîme ile gö- rüşüp, ona yardımcı olmayın! Eyyûb’un hastalığı size de geçer. Onu şehrinizden kovun!” dedi. fiehir halkı, Rahîme’ye haber gönderip; “Eyyûb’u alıp, buradan beraberce gidiniz! Yoksa sizi taşla öldürürüz!” tehdidinde bulundular. Rahîme Hatun, Hazreti Eyyûb’u alıp oradan ayrıldı. fiehre uzaklığı fazla ol- mayan bir yere götürdü. Küçük bir kulübe yaparak hizmetine devam etti. O, bütün bu zor şartlara rağ- men Hazreti Eyyûb’a hizmet etmekten geri durmadı. Zira ona hizmetin karşılığını ahirette kat kat göreceğini biliyordu. Hazreti Eyyûb şehir dı- şındaki kulübesinde, rahatsız olmasına rağmen, gelip geçen insanlara Allahü teâlâyı hatırlatıyor, sabrı ve şükrü tavsiye ediyordu. iş ve üzüntüden bîtap düşmüş olan hanımı Rahîme de, şehirdeki hanımlara iplik eğirmekle meşgul idi. Hazreti Eyyûb yedi yıl dert ve belâ içinde bu şekilde kaldı. Hâlinden hiç şikâyet etmedi. Bir ara Rahîme Hatun, efendisine dedi ki: – Cenab-ı Hakka duâ etsen de bu dertleri senden alsa… – Ey Rahîme! Sıhhat ve mes’ut günlerimiz ne kadar zamandı? – Seksen yıl idi. – fiiddet ve belâ zamanı, sıhhat ve safa süresi kadar olmadan, belâ için cenab-ı Mevlâya, şikâyetten hayâ ederim. Tahammül gücünün üstünde bir sabır gösteren Hazreti Eyyûb, Kur’an-ı kerimin Sâd suresi 44. ayet-i kerimesinde methedildi. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Hazreti Eyyûb, insanların en uysalı, en sabırlısı ve en çok gadabını, öfkesini yenen idi.) Hakka rızası tam ve kusursuzdu. fiu şiir, onun hâ- lini çok güzel ifade ediyor: Hoştur bana senden gelen, Ya gonca gül yahut diken, Ya hil’at yahut kefen, Nârın da hoş, nurun da hoş. fieytan, Hazreti Eyyûb’a ve Rahîme’ye musallat olmaya devam ediyordu. Birgün, Rahîme Hatun yiyecek almaya gitmişti. fieytan, insan suretinde karşısına çıkıp sordu: – Ey Rahîme! Sen Yusuf’un oğlu Efrahim’in kızı değil misin? Burada ne arıyorsun? – Evet, Efrahim’in kızı- yım! Efendim, Allahü te- âlânın peygamberi Eyyûb, belâlara müptelâ oldu. Onun hizmetçisiyim. – Kendine yazık ediyorsun. Hastalığı sana da ge- çer. – Onun üzerimdeki hakkını ödeyemem. Nimet ve rahat vaktinde onunla yaşadım. Bu hastalık hâlinde onu yalnız bı- rakamam. Rahîme Hatun böyle söyledikten sonra yoluna devam etti. Dönünce; ba- şından geçenleri Hazreti Eyyûb’a anlattı. O da; “Ey hanım! O gördüğün, iblistir. Seni vesvese ile benden ayırmak ister!” buyurdu ve dikkatli olup sakınmasını tembih etti. fieytan, başka birgün de tabip suretinde Rahî- me’nin karşısına çıkarak, “Sen, hasta olan Eyyûb’un hanımı mısın?” diye sordu. Rahîme de; “Evet” deyince, “Ben onu yakalandığı hastalıktan kurtarmayı düşünürüm. Lâkin şartlarım var!” dedi. Rahîme Hatun, şartlarını sorunca, şeytan şöyle cevap verdi: – Kolay! Eyyûb şarap içecek ve benim için de, şifayı sen yarattın, diyecek. Rahîme Hatunun olanları kendisine anlatması üzerine, Eyyûb aleyhisselâm, “O şeytandır, bizi Rabbimizden ayırmak istiyor. Ondan sakın!” buyurdu. Rahîme Hatunda Yusuf aleyhisselâmın güzelliğinden biraz olup, o civarda ondan güzeli yoktu. Birgün yine şeytan, yakışıklı bir kişi suretine girip, Rahîme’nin yolunu keserek dedi ki: – Sen kimsin? Senin gibi güzel kadın buralarda ALEYHiSSELÂM görmedim. Ben yakın köydenim. Servetimin hesabı yoktur. Rahîme Hatun da; “Hasta olan Eyyûb aleyhisselâmın hanımıyım. Ona hizmet ederim. O, Allahü teâlânın peygamberidir. Ondan başkasına meyletmem!” dedi ve yü- rüdü. fieytan da ümidi kesip oradan uzaklaştı. Hazreti Eyyûb’un duâsı Hazreti Eyyûb’un hastalığı çok şiddetlendi. Onun bu hâli, beden, kalb ve lisanıyla yaptığı kulluk ve peygamberlik vazifelerini iyice zorlaştırıyordu. O zaman Allahü teâlâya şöyle duâ ve niyazda bulundu: – Ya Rabbi! Bana gerçekten hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. Hazreti Eyyûb’un bu şekilde duâ etmesinin birkaç sebebi vardı. Bazıları şunlardır: fieytan ona gelip; “Bana secde edersen seni bu belâdan kurtarırım” demesi karşısında, şeytanın zararından dolayı mübarek kalbi hüzünlenip coştu ve; “Belâdan sızlanmıyorum. Ama düşmanın haris olmasından rahatsız oluyorum” deyip; “Bana hastalık isabet etti” buyurdu. Hazreti Eyyûb’a iman eden birkaç kişinin; “Eğer bunda hayır olsaydı, bu belâya müptelâ olmazdı!” demeleri, onun mübarek gönlünü mahzun etti. Onun için böyle duâ etti. Kavminden birkaç kişi zaman zaman gelip, Hazreti Eyyûb’un hâlini görüp, acırlardı. Birgün yine onun yanına gelip, birbirlerine dediler ki: – Bu kişiye bu dertler geleli beri Rabbinden bir merhamet yetişmedi. Bu belânın sona ermesi lâ- zımdı. Hâlbuki günden gü- ne çoğalıyor, şiddetleniyor. Hazreti Eyyûb bu sözlerden incindi ve dedi ki: – Ya Rabbî! Yıllardır bu mihneti çektim. Senin muhabbetinin arzusu beni öyle kapladı ki, bu belâ- dan hiç incinmedim. Nice zaman bu derdi çekmeye razı idim. Fakat bu sözler bana güç geldi. Ya Rabbi! Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin! Birgün Hazreti Eyyûb’a Cebrail aleyhisselâm gelip, onu zor konuşur bir hâlde buldu. Ona dedi ki: – Neden böyle durursun? – Sabırdan başka çare nedir? – Hak teâlânın hazinesinde belâ çoktur. Sen ona takat getiremezsin. Allahü teâlâdan afiyet iste! Bunun üzerine Eyyûb aleyhisselâm yukarıdaki şekilde duâ etti. Eyyûb aleyhisselâm bedenindeki hastalık sebebiyle, insan olması bakımından inlemiş; ruhen de Allahü te- âlânın cemaline yönelmiş- tir. Cismen dili; “Bana ger- çekten hastalık isabet etti” derken, manen de; “Sen merhametlilerin en merhametlisisin” diye zikretmiştir. Bir kimse, Resûlullah efendimizin mescidine girdi ve Eyyûb aleyhisselâm ile ilgili bazı suâller sordu. Peygamber efendimiz ağladı ve buyurdu ki: (Allahü teâlâya yemin ederim ki, Eyyûb [aleyhisselâm] belâdan inlemedi, sızlanmadı. Lâkin yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi saat o belâda kaldı. Ayakta namaz kılmak istedi, duramadı, düştü. Hizmette kusur görünce; “Bana gerçekten hastalık isabet etti” dedi.) Hazreti Eyyûb’un hastalıktan kurtulması Birgün hanımı Rahîme Hatun yiyecek aramaya çıkmıştı. ikindi vakti, Allahü teâlâdan Eyyûb aleyhisselâma lütuf müjdesi ulaştı. Cebrail aleyhisselâm çıkageldi ve Allahü te- âlâdan; “Ey Eyyûb! Belâ verdim sabrettin. fiimdi ben sana sıhhat ve nimet vereceğim. Ey Eyyûb, aya- ğını yere vur! Çıkan su ile guslet ve soğuğundan iç!” emrini getirdi. Bu emr-i ilâhî üzerine Hazreti Eyyûb ayağını yere vurdu. iki su pınarı fış- kırdı. Biri sıcak olup, yı- kanmak için, diğeri soğuk olup, içmek için idi. Sıca- ğından guslettiğinde bedenindeki rahatsızlıklardan; soğuğundan içince de içindeki hastalıklardan şifa buldu. Kuvveti geri geldi. Taze bir genç oldu. Cebrail aleyhisselâm Hazreti Eyyûb’a elbise giydirdi. Lütuf bulutu, üzerine geldi. Üstüne altın parçacıkları saçıldı. Bir müddet sonra Rahîme şehirden döndü. Hazreti Eyyûb’u tanıyamadı. Kaybolduğunu zannetti. Sahraya koştu, feryat edip ağlayarak dedi ki: – Bu kadar sıkıntı çektim, hazineyi elden kaçırdım, hastayı kaybettim. Ey Eyyûb! Bilmem seni hangi canavar götürdü, hangi hayvan yedi? Cebrail aleyhisselâm Hazreti Eyyûb’a dedi ki: – Ey Eyyûb! Rahîme’yi çağır, gönlünü hoş eyle! Eyyûb aleyhisselâm da hanımına seslendi: – Ey hanım! Kimi çağı- rırsın, kimi ararsın? – Bir hastam vardı, hayat arkadaşım idi, onu kaybettim. – ismi ne idi? – ismi sabırlı Eyyûb idi. – Nasıl bir kimse idi? – Sağlıklı iken sana benzerdi. – Ey Rahîme! O hasta olan Eyyûb, benim. Allahü teâlâ bana sıhhat verdi. Hazreti Eyyûb’un kendisini tanıtması üzerine Rahî- me Hatun endişelerinden kurtuldu ve her ikisi birlikte Allahü teâlâya şükrettiler. peygamberler tarihi ansiklopedisi 29 EYYÛB ALEYHiSSELÂM Bu hâlden sonra hanı- mıyla beraber oradan ayrılıp şehre doğru yola çıktılar. fiehrin kapısına gelince, bütün şehir halkının, kendilerini karşılamaya çıktıkları- nı gördüler. Eyyûb aleyhisselâm onlara sordu: – Bu ne hâldir, nereye gidiyorsunuz? – Bir ses duyduk. Diyordu ki: “Ey insanlar! Eyyûb aleyhisselâm size geliyor, onu karşılayınız!” Eyyûb aleyhisselâm şehre gelince, eski, köhne evini yenilenmiş gördü. Bundan başka; elinden alınmış malları geri gelmiş ve yüz çeviren dostları, kendisine muhabbetle yönelmişlerdi. Nitekim Allahü teâlâ, Sâd suresi 43. ayet-i kerimesinde mealen buyurdu ki: (Tarafımızdan bir rahmet, akıl sahipleri için bir ibret olmak üzere, Eyyûb’a bütün ehlini ve onlarla beraber daha bir mislini bağışladık.) Altınlardan topladı Abdullah ibni Abbas diyor ki: “Resûl-i ekreme, (Eyyûb’a bütün ehlini ve onlarla beraber daha bir mislini bağışladık.) ayetinin manasını sordum. Buyurdu ki: – Ey ibni Abbas! Allahü teâlâ, Eyyûb’a hanımını verdi ve onu gençleştirdi. Yirmi altı oğlu dünyaya geldi. Hak teâlâ, Eyyûb’a bir melek gönderdi. Melek ona, belâlara sabrettiği için Allahü teâlânın selâm etti- ğini bildirdikten sonra, kendisine, “Harman yerine çıksın!” buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine Eyyûb harman yerine çıktı. Allahü teâlâ, üzerine kızıl renkli bir bulut gönderdi. Eyyûb’un üzerine altın çekirge yağdı. Eyyûb [aleyhisselâm] ete- ğini açıp bu altınlardan topladı.” Hazreti Eyyûb’un hastalığı afiyet hâline dönü- şünce, o gece seher vaktinde bir ah eyledi. Sebebini sorduklarında buyurdu ki: – Her gece seher vaktinde; “Ey bizim hastamız nasılsın?” diye ses duyardım. fiimdi o vakit geldi ve; “Ey sıhhatli kulumuz, nasılsın?” sesini duymadım. Bunun için ağlıyorum. Yine Eyyûb aleyhisselâma, “Bu uzun hastalık müddeti içerisinde, sana en zor ne geldi?” diye sorduklarında; buyurdu ki: – Dost ve düşmanların serzenişi, her şeyden daha zordur. Her peygamber gibi Hazreti Eyyûb’un da mucizeleri oldu. Bunlardan bazıları şöyledir: Eyyûb aleyhisselâmın kavmi çok fakirdi. Eyyûb aleyhisselâma gelip koyunlarının çoğalması için duâ etmesini istediler. Hazreti Eyyûb da duâ etti. Koyunları çoğaldı ve kırktıkları yünler ibrişim hâline geldi. Eyyûb aleyhisselâm kavminin hâkimini imana davet ettiği vakit, o, “Evimin direksiz olarak durmasını sağlarsan iman ederim” dedi. Hazreti Eyyûb da duâ etti. Evin direkleri düşerek, ev direksiz olarak durdu. Hâkim bunu gördüğü hâlde yine de iman etmedi. Onun maksadı iman etmek de- ğildi. Zira o, Eyyûb aleyhisselâmın, bu isteğini yapamayıp, davasından vazgeçeceğini zannediyordu. Fakat Allahü te- âlânın her şeye gücünün yeteceğini hesaplamı- yordu. Eyyûb aleyhisselâm ömrünün sonunda, en olgun evlâdı olan Havmel’i vasî tayin etti. Techiz ve tekfin hususlarını ona ısmarladı. Zülkiş lâkabı ile bilinen Bişr adlı oğlunun peygamberliğinde ihtilaf olunmuştur. Hazreti Eyyûb’un kabrinin, fiam’da Beseniyye denilen yerde olduğu bildirilmiştir. fiUAY

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.