Şekil renkleri

Metin renkleri


Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

HZ.HARUN ALEYHiSSELÂM

2 sene önce
518 izlenme
Favorilerime Ekle
Favorilerimden Çıkar
Lütfen bekleyiniz...
Geniş Ekran Dar Ekran
Reklam saniye sonra kapanacak.
Reklam
Reklamı Geç

HZ.HARUN ALEYHiSSELÂM

Nesebi ve yetişmesi Hazreti Harun, israiloğullarına gönderilen peygamberlerdendir. Hazreti Musa’nın ana baba bir, büyük kardeşidir. Babasının ismi, imrân bin Yasher’dir. Soy itibarıyla Yakûb aleyhisselâmın oğullarından Lâvî’ye dayanır. Mısır’da doğdu. Musa aleyhisselâmdan üç sene önce Tûr-i Sina’da vefat etti. Harun aleyhisselâm, israiloğulları üzerine Firavun’un ve Kıptîlerin zulüm ve baskılarının arttığı sırada doğdu. Çocukluğu ve gençliği Mısır’da geçti. Musa aleyhisselâma peygamberlik emri bildirildikten sonra, Harun aleyhisselâma da peygamberlik emri bildirildi. Musa aleyhisselâmla birlikte Firavun’a gitmeleri, onu ve avenesini Allahü teâlâya imana davet etmeleri emredildi. Harun aleyhisselâm, Musa aleyhisselâmla birlikte Firavun’u ve adamlarını hak dine inanmaya davet ettiler. Kendisinin tanrı olduğunu iddia eden ve insanların kendisine secde etmelerini isteyen Firavun, Musa ve Harun aleyhimesselâmın davetini kabul etmedi. ilk önce alay edip hakaret dolu sözler sarf etti. Musa aleyhisselâma inananlara ve israiloğullarına korkunç zulümler yaptırdı. israiloğulları, durumlarını Musa ve Harun aleyhimesselâma bildirip, dua istediler. Allahü teâlâ, Firavun ve kavmine ikaz olarak musibetler gönderdi. Musa ve Harun aleyhimesselâm, Allahü teâlânın emriyle israiloğullarını Mısır’dan çıkarıp, Kızıldeniz’den yürüyerek Sina Yarımadası’na geçtiler. Firavun ve ordusu da geçmek için denize yürüyünce, küfür ve azgınlıklarının cezası olarak, boğulup helâk oldular. Musa aleyhisselâm, kavmiyle beraber Tîh çölünde bulunduğu sırada, Allahü teâlâdan gelen vahiy ile Tevrat-ı şerifi almak üzere, Tûr dağına çağrıldı. Kırk gün süren bu yolculuğa çıkmadan önce, ağabeyi Harun aleyhisselâmı yerine vekil bırakarak dedi ki:  Ey nübüvvet sahibi kardeşim! Ben Tûr’a gidiyorum. Sen kavmimin içinde benim halifem ol. Onları gözet, onların neleri yapıp, neleri terk ettiklerine dikkat et. içlerinde düzeltilmesi icap edenleri ıslah eyle. Onların dünya ve ahiret işlerine dair ıslaha muhtaç işlerini hallet. Onlara yumuşak davran ve ihsan edici ol ve müfsitlerin, bozguncuların yoluna tâbi olma. Musa aleyhisselâmın; “Bozguncuların yoluna tâbi olma!” buyurmasının sebebini, âlimlerimiz şöyle bildiriyor: israiloğulları, daha önce Allahü teâlânın düşmanları olan Firavun ve kavmi üzerine verdiği musibetleri ve Musa aleyhisselâmın mucizelerini açık seçik gördükleri hâlde, Hakka ve hakikate uymayan isteklerde bulunmuşlardı. Firavunun zulmünden kurtulup, denizi geçtikten sonra, putlara tapan bir kavme rastlayınca, Musa aleyhisselâmdan kendileri için put yapmasını istemişlerdi. Musa aleyhisselâm, işte bu sebeple kardeşi Harun aleyhisselâma, israiloğullarından gelebilecek bu şekildeki isteklere karşı tedbirli olmasını tavsiye etti. Musa aleyhisselâmın Allahü teâlâ ile konuşmak ve Tevrat’ı almak üzere gitmesinden sonra, israiloğulları arasında itibar sahibi olarak bilinen Samirî adında bir münafık; israiloğullarının yanlarında bulunan altın ve gümüşten yapılan süs eşyalarının haram olduğunu ve bunların atılması gerektiğini söyleyerek fitne çıkardı. israiloğullarının çoğu Hazreti Harun’u dinlemeyerek Samirî’nin teşvikiyle bir çukur kazıp, süs eşyalarını oraya attılar. Samirî, atılan altın ve gü- müşleri bir kuyumcuya erittirdi. Eritilen altınlardan bir buzağı heykeli yaptı. Samirî, yaptığı buzağı- nın, israiloğullarının ilâhı olduğunu söyleyerek, onları bu buzağıya ibadet etmeye çağırdı. Harun aleyhisselâm, kavminin, Samirî’nin hilesine aldanmak suretiyle altından yapılan buzağı heykeline tapıp, ibadet ettiğini gördü. Onların bu cahilce durumlarına çok üzüldü. Bu inanış ve hareketlerinden onları uzaklaştırmaya çalıştı. Bunun için dedi ki: Ey kavmim! Siz bu buzağıyla imtihan olundunuz. Bu buzağının, şekline ve buzağı böğürmesine benzer ses çıkarmasına bakarak aldandınız. Bir olan Allahü teâlâya imanı ve ibadeti terk edip, şirke düştünüz. Samirî sizi aldattı. Ey kavmim! fiüphe yok ki, sizin Rabbiniz Rahman olan Allahü teâlâdır. Artık şirkten vazgeçip bana tâbi olun! Âlemlerin Rabbi olan Allahü teâlâya ibadet edin ve benim emrime itaat ediniz! Harun aleyhisselâm, böyle söylemekle, onları kötü bir işten sakındırdı. Allahü teâlânın “Rahman” olduğunu bildirerek; onları, Allahü teâlâyı tanımaya ve ibadet etmeye davet etti. Kendisinin, Allahü teâlânın peygamberi olduğunu ve peygambere uymanın da gerekli olduğunu anlattı. israiloğullarının çoğu, Harun aleyhisselâmın bu şekildeki nazik ikazına kulak asmadılar. Davetini de kabul etmediler. Üstelik Harun aleyhisselâma cevaben dediler ki Musa aleyhisselâm bize dönüp gelinceye kadar, bu buzağıya tapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Harun aleyhisselâm, kavminin, dünya ve ahirette saadete kavuşmasını istediği için, onları bu kötü işten sakındırmaya devam etti. Fakat, onun nasihat ve uyarılarının bir kısmını kabul ettilerse de, bir kısmını dinlemeyerek dediler ki: Sen kendine bak, yoksa seni öldürürüz! Sen Musa’yı kıskandığın, bizim üzerimize peygamber olmak ve bize emretmek için onu Tûr’a gönderdin. Harun aleyhisselâm da buzağı heykeline tapmayan ve kendine inanan on iki bin kişiyle birlikte onların içinden ayrılmak veya onlarla sert bir şekilde mücadele etmek istedi. Fakat Musa aleyhisselâmın; “israiloğullarını parçaladın ve birbirinden ayırdın” demesini düşünerek, bu işten vazgeçti. Onlarla uğ- raşmanın faydasız olacağı- nı düşünüp, Musa aleyhisselâmın Tûr dağından dönmesini bekledi. Musa aleyhisselâm, Tûr dağından dönüşünde, kavminin altın buzağı heykeline taptığını görünce, çok üzüldü. Kardeşi Harun’a neler olup bittiğini sordu. Harun aleyhisselâm, israiloğullarının kendisini dinlemediklerini ve kendisini ölümle tehdit ettiklerini, Samirî adında bir mü- nafığa uyarak bu yola saptıklarını bildirdi. Bu hususta şöyle dedi ki:  Ey şefkatli kardeşim! Ben onları bu çirkin fiilden men etmekte bir kusur etmedim. Onları bu işten el çektirmek için bütün gücümü sarfettim. Fakat onlar benim sözümü dinlemediler. Hatta beni katletmeye, öldürmeye kastettiler. Hazreti Harun’un vefatı Hazreti Musa, Harun aleyhisselâmın anlattıklarını dinledi ve Samirî’nin yaptıklarını öğrendi. Milletinin azgınlık ve sapıklığının bağışlanması için, Allahü teâlâya şöyle dua etti:  Ya Rabbi! Bizi ve kavmimi af ve mağfiretine nail eyle ve rahmetine garket. Sen merhamet edicilerin en merhametlisisin. Bundan sonra Musa aleyhisselâm, Samirî’ye beddua etti ve israiloğullarına tövbe etmelerini bildirdi. israiloğulları, Musa aleyhisselâmın dediklerini kabul ettiler ve tövbe ettiler. Musa aleyhisselâm, kavmine, Tevrat’ın emirlerini ve yasaklarını tebliğ eyledi. Başlangıçta Tevrat’ı ve Tevrat’ın emirlerini kabul etmeyen israiloğulları, Musa aleyhisselâmın gösterdiği mucizeler karşısında Tevrat’ı kabul edip, ona göre ibadet etmeye başladılar. Mısır’dan çıkışlarının ikinci yılında, Musa aleyhisselâm, israiloğullarıyla beraber Tûr-i Sina civarında bulundukları sırada, Allahü teâlânın emriyle, saf altından bir sandık ile yedi renkli atlastan kubbeli bir çadır ve etrafına bir duvar yaptırdı. Sandığın içine gökten inen şereşi levhaları yerleştirdi. Sandığa Tabut-i fiehâdet, etrafını saran kubbeli çadıra da Kubbe-i Zaman ismini verdi. Kubbenin içinde buhur yakmak ve etrafında kurban kesmek için yerler hazırladı. Vahye uygun olarak tamamlandıktan sonra, gökten nur inip kubbeyi kapladı. Nurun parlaklığından, Musa ve Harun aleyhimesselâmdan başkası kubbeye giremedi. Günlerce kurbanlar kesildi. Musa aleyhisselâm; vekillik, imamlık, kubbede buhur ve kandil yakma, kurbanlarla ilgilenme, mevki ve makam sahiplerine uygun elbise giydirme vazifelerini Harun aleyhisselâm ile onun evlâdına ve zürriyetine verdi. israiloğullarının Hazreti Musa ve Hazreti Harun’u üzmeleri ve söz dinlememeleri sebebiyle, cenab-ı Hak, Hazreti Musa’nın bedduası üzerine, israiloğullarına kırk yıl Arz-ı Mev’ûd’a girmeyi haram kılmıştır. israiloğulları bu kırk sene içinde yersiz, yurtsuz, vatansız bir şekilde Tîh sahrasında şaşkın şaşkın dolaşıp durdular. Musa aleyhisselâmın bu duası, onları tamamiyle terk etmek olmayıp, sadece Hakka yaklaştırmak ve onların kendilerine gelip pişman olmaları için bir tedbir mahiyetindeydi. Nâzab, Ubeyhu, Ayzâr ve Eysâmâr adında dört evlâdı olan Harun aleyhisselâm, israiloğullarının, Tîh çölünde kalmaya mahkûm edildikleri kırk senenin sonlarına doğru, Hazreti Musa’dan birkaç sene evvel vefat etmiştir. Allahü teâlâ, Hazreti Musa’ya vahyederek buyurdu ki: – Ben kardeşin Harun’un ruhunu kabzedeceğim. Filân dağa gitmenizi istiyorum. Bu ilâhî emir üzerine; Hazreti Musa ile Hazreti Harun ve oğulları, bildirilen dağa doğru yürümeye baş- ladılar. fiehirden uzaklaşıp dağa vardıkları zaman, ışık saçan bir mağaraya girdiler. Mağara içinde; süslü, güzel işlemeli bir taht vardı ve etrafında; “Bu eşsiz taht, kimin bedenine uygun gelirse, onundur.” diye yazılı idi. Bunun üzerine Harun aleyhisselâm çıkıp yattı ve tam geldi. “Bu bana uygundur.” dedi. Oradan inerken, Azrail aleyhisselâm bir genç suretinde gelip dedi ki: Hazreti Harun’un ruhunu kabzetmek için geldim. Harun aleyhisselâm, Hazreti Musa ve kendi oğullarıyla helâllaştı. Sonra da Azrail aleyhisselâm ruhunu kabzetti. Musa aleyhisselâm, Hazreti Harun’un evlâtlarıyla birlikte cenaze namazını kılıp, o mağaraya defnettiler.

Reklam
BU VİDEOYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu konuya henüz bir yorum yapılmadı.